Ümit Özdağ'a Mektup

#1195
Mümin U.

20 Şubat 2025

Sevgili liderim bursa il teşkilatından mümin bendeniz.size ankarada bir saç kesimi borçluyum biliyorum📌sözümüde unutmadım. bunu en kısa sürede gerçekleştirmek üzere herkes gibi gün sayıyorum.❤️ yaşadıklarımızın hukuki hiç bir dayanağının olmadığını biliyoruz çünkü siz 32 hamle sonrasını düşünerek oyununuzu planlayan bir akılsınız,sizi mat edemeyeceklerini biliyorlar.zafer partisi üyelerinin IQ seviyesinin yüksekliği ve cesareti bazı kesimleri korkuttuğununda farkındayız.bencede korkmakta haklılar !! Bizler, siz leb demeden çoruma gider ve geliriz bunu biliyorlar 📌 evrensel hukuk ilkeleri işletildiğinde hak yerini bulacaktır kural böyle işler biliyorsunuz..Atatürk'ün yolunda Türklüğün istikametinde, bilimin ışığında kimseye taviz vermeden yürüyüp sorgulamaya, daha da kötüsü susacağız zannediliyor ya  !! Ne susması akılla  üzerilerine üzerilerine gitmeye devam edeceğiz 🇹🇷📌  PusulaTürk

#196
Fuat K.

11 Şubat 2025

Sayın genel başkanım, sevgili hocam,


Yıllardır sizi takip ederim tek bir görüşünüzden sözünüzden dönmediniz dimdik ayaktasınız. 
Elbet birgün tanışmak elinizi öpmek nasip olur diye ümid ediyorum. 


Ben şahsım adına 2 erkek evlat babası olarak Türkiye Cumhuriyeti ve çoçuklarımın geleceği için yapmış olduğunuz bu dava için size teşekkür eder bu yolda sizi yalnız bırakmayacağız. 
Saygılarımı sunarım. 
Son nefesimiz de olsa
Ne Mutlu Türküm Diyene. 

#469
Yasemin

11 Şubat 2025

Sayın hocam;Bugün 11 Şubat 2025 Salı günü.Saat 22.45Tutuklu olarak Marmara Cezaevinde tutulmanızın 21.günü.Sizin gibi değerli ve aydın bir insanın tutuklu olarak cezaevinde tutulması beni çok üzüyor.Kücük çocuklarım olduğu için ziyaretinize gelemiyorum.Aslında görevli arkadaşlarla sizin için  özgürlük nöbeti tutmayı çok istiyordum.Lütfen kendinizi yalnız hissetmeyiniz.Ziyaretinize gelemesekte kalbimiz her zaman sizinle.BIr an önce özgürlüğünüze kavuşmanız ićin her gün dua ediyorum.Bütün insanlarımızın fikirlerini özgürce ifade edebildiği demokratik bir Türkiye özlemi ile sözlerimi aşağidaki cümle ile sonlandırıyor; sizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum.❤️
Kelepçeli olabilir ellerim,bedenimi hücrelere de koyabilirsiniz ama asla özgür düşüncelerimi engelleyemezsiniz!!              

#470
Ertuğrul Ç.

11 Şubat 2025

Sayın Ümit Özdağ Hocam,

Öncelikle, bu adaletsiz sisteme karşı verdiğiniz mücadelenin ve dik duruşunuzun bizler için ne kadar önemli olduğunu bilmenizi isterim. Siz bizler için sadece bir lider değil, aynı zamanda bir hocasınız. Bize yılmadan, yorulmadan mücadele etmeyi, umutsuzluğa kapılmamayı öğrettiniz.

2024 seçimlerinde İstanbul Beyoğlu’nda müşahit olarak görev yaptım. Ben ve arkadaşlarım gece geç saatlere kadar, resmi belgelerle oy sayımı yaptık. Gerçekten çok yorulmuştuk ama asıl üzüldüğüm nokta, tüm çabalarınıza rağmen verdiğiniz emeklerin boşa gittiğini düşünmemdi. Ancak siz asla pes etmediniz.

Seçimlerden kısa bir süre sonra yeniden şehir şehir gezmeye, Zafer Partisi'ni anlatmaya devam ettiniz. Diğer parti liderleri mitinglerini uçak seferleri ile programlarken, siz otobüsle yollara düştünüz. Bizlere "Umutsuz insan vardır, umutsuz olay yoktur" sözünüzü bizzat yaşayarak gösterdiniz. Dimdik durmaya devam ettiniz.

Ama ne olursa olsun, hep birlikteyiz. Ve bizler her zaman yanınızdayız. İçeride asla umutsuz olmayın hocam. Mücadeleniz, bizim mücadelemizdir.

Sonuç olarak, sizin gibi bir liderin izinden gitmek, bizim için büyük bir onurdur. Zafer Partisi’nin zaferi yakalayacağına ve Türkiye'nin doğru yolda ilerleyeceğine olan inancımızı hiç kaybetmedik. Bu mücadelenin sonunda, halkın vicdanı ve adalet yerini bulacak. Ve bizler bu yolda size her zaman desteğimizi vereceğiz.

Sevgili arkadaşlarım,

Bu mektubu okuyan her bir Zafer Partili'ye sesleniyorum: Bizim umutsuz olmaya hakkımız yok. Ne kadar zor olursa olsun, bu yolculukta hep birlikteyiz ve her zaman daha güçlü olacağız.

Günün sonunda umutlarımız gerçekleştiğinde o mum sönecek, zafer meşalesi sonuna kadar yanacaktır, inşallah.

Saygı ve selamlarımla,
Ertuğrul Çetrefli

#1060
Muhammed D.

19 Şubat 2025

Sayın Ümit Özdağ,


Ben 21 yaşında Devletime ve Milletime bağlı Diyarbakırlı olan Milliyetçi ve Atatürkçü Türk genciyim.

Sizlere hem Diyarbakırdan hemde yaşadığım şehir olan Kocaelinden saygılarımı ve sevgilerimi yolluyorum.

Zafer Partisi Genel Başkanı olarak yaşadığınız bu zorlu süreçte, size en içten geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Siyasi mücadeleler her zaman zorluklarla doludur, ancak adaletin en kısa sürede tecelli edeceğine inanıyorum.

Bu vesileyle, Ülkemizin geleceği için önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve sosyal sorunların çözümü için milli hassasiyetleri inceleyen partilerin bir araya gelmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, Memleket Partisi Genel başkanı Sayın Muharrem İnce ile bir ittifak kurmanızın ülkemizde güçlü bir alternatif oluşturacağına inanıyorum.


Türk milletinin menfaatleri doğrultusunda, ortak değerler etrafında birleşen bir siyasi ittifakın, halkın beklentilerine cevap verebileceğini düşünüyorum. Bu birliktelik, Ülkenin geleceğine dair umutları arttıracak ve güçlü bir muhalefet olarak milletin sesini daha gür duyuracaktır.


En kısa sürede özgürlüğünüze kavuşmanızı temenni eder, sağlıklı ve güçlü kalmanızı dilerim.


Saygılarımla,

Muhammed Dalgalı


#1063
MERT C. K.

19 Şubat 2025

Elbet bir gün bu kutlu davamızda galip geleceğiz. umudunuzu hiç bir zaman kaybetmeyin. Biz gönlümüzü avucumuzun içine alıp konuşanlardanız. Bu ülkede yaşanan olaylar şahsen beni çok üzüyordu bir genç olarak çocukluğumdan beri birşeyler yapılması kanaatindeydim daha sonra sen çıka geldin abi. Abi diyorum çünkü canımdan kanımdan görüyorum Türkün türkten başka dostu yoktur. Bir mesajınız hapishaneyi yıktırır. Ve benim sürekli kullandığım ilham aldığım bir motto vardır… ÇİFT BAŞLI KURT GELECEK TÜRK YURDU DİRİLECEK! Herkeste bunu böyle bilsin. Orada kendine çok iyi bak abi…

#76
Enes C. G.

04 Şubat 2025

Atatürk'ün Ordusu O'nun izinden korkusuzca ilerlemeye devam ediyorlar ve edeceklerdir efendim. 


Zafer Partisi'nin Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ olarak zindanda geçirdiğiniz her gün beni kalben üzmekte ve yaralamaktadır. 


Ancak "Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Ben buraya yalnız bunu size anlatmak için gelmiş bulunuyorum. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.” 


Ne mutluki bunu bize öğreten değerli büyüklerimize ve elbetteki, bu sefer daha güçlü bir şekilde "Ne mutlu Türk'üm diyene"!

#625
Tugba

11 Şubat 2025

Canım Hocam, Başkanımız, Başbuğumuz, Umudumuz,
bir hukukçu olarak bu mağdur olduğunuz hukuksuz tutuklanma sürecinizi en derin üzüntü ve nefretle takip ediyorum. Türkiye siyasetinde bu genc yaşımda bu zamana kadar hiç bir siyasi lider ile kendimi bağlaştıramadım, çünkü maalesef ki Gazi Mustafa Kemal Atatürkün bedenen vefatı sonrasında hiç bir siyasi parti Atamız ve Şehitlerimizin mirasını tam anlamıyla anlayamadı ve böylece hak ettiği gibi koruyup uygulayamadı…ta ki Zafer partisi ile bir Umut doğana dek. 
Bu vatanın her kuruş toprağına canını her daim feda etmeye hazır olan birisi olarak siz benim en içten duygularıma tercüman oldunuz, “Ne mutlu Türküm diyene” diye haykıran herkesin sesi, umudu, Zaferi oldunuz! İnanın bana bunu başarmak, Atalarımızdan yadırgar  asil TÜRK ruhunu tekrar diriltip bir çatı altından tüm Vatana yaymak ne mukaddes bir başarı, onur, zaferdir! 
Ne mutlu bunu başarmış olan tüm Zafer partililere, çünkü hepimiz Şehit olan onlarca Mehmetçeklerimizin kanını yerde bırakmadık, bırakmayacağız, kinimizi her daim diri tuttuk ve diri tutup daha da güçlü bir ateşle alevleneceğiz!
Ne mutlu size Başkanım, sizi esir tutmadılar, firikleriniz hiç olmadığı kadar özgür, unutmayın Türk esir düşmez Başkanım! Onurlu duruşunuzu, gerçek vatan severliğinizi, TÜRK ruhunuzu bir kez daha en hakiki şekilde kanıtladınız. Size helal olsun, ne mutlu Zafer partililere, ne mutlu Ümit Hocamıza, ne mutlu TÜRKÜM diyene!   

#660
Mahmut G.

12 Şubat 2025

Merhaba Değerli Hocam, sayın Genel Başkanımız.
32 yaşında hayattan bıkmış, gün gün intihar etmeyi düşünen, çoğu zaman umutları dibi gören bir evladınım. Partinizin bir süredir üyesiyim. Daha önce hiç siyasi bir partiye üye olmadı. Daha önce hiç bir siyasi parti başkanı ya da siyasi bir kişi için tek kelam etmedim. Çokça eleştirdim sosyal medyada ya da çevremde. Hatırlıyorum eskiden üyesi olduğunuz, şimdi adını anmak bile size yazdığım bu değerli satırları kirletsin istemediğim o partideyken siyasi karakteriniz hep bu çizgideydi. Her zaman söylemlerini beğendiğim, eleştirilerini ve işaret ettiği uyarıların doğru çıktığı tek kişi sizsiniz. İntihar etmeyi bile düşünen bana, Ülkemiz adına, milletimiz adına umut verdiğiniz, doğrunun peşinden gittiğiniz ve bu uğurda sansüre uğramayı, hapse atılmayı göze aldığınız ama asla pes etmediğiniz için teşekkür ederim. Ülkemiz için atacağınız adımların hayalini kuran, sizin tekrar özgür olacağınız günleri sabırsızlıkla bekleyen, binlerce genç/yaşlı her kesimden insanın kalbi sizinle. Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilerigörüşlülüğü, devlet adamlığı, entelektüel birikimi, milletine verdiği önemi ve vizyonu yalnızca sizde görebiliyorum. Bu satırları tüm kalbimle inanarak söylüyorum Hocam. Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum değerli hocam. 
- Türkiye'de dünya standartlarında CECOT benzeri bir hapishane inşa edilmelidir. - Yolsuzluk yapılarak, bir takım yandaşlara peşkeş çekilerek zenginleşen, rüşvet alan tüm "suçluların" tüm mal varlıklarına el konulmalı, yargılanmalı. - Terör ile iltisaklı, Türkiye Cumhuriyeti devletini bölmeye yönelik söylem geliştiren, bir takım terör gruplarına moral veren tüm kişiler siyasi yasaklı olmalı.- Adalet Twitter'dan gelen tepkiler ile değil en hızlı şekilde tesis edilmeli. Kamu vicdanını yaralayan toplumda yozlaşmaya sebep olan ve suçluların güç bulmasını sağlayan kararları veren hakimler ve savcılar da yargılanmalı, görevi kötüye kullanmaktan ihraç edilmeli. Topluma en büyük yarayı adalete olan inanç kırıldığında verenler, en ağır şekilde yargılanmalılar. - Mecliste milletvekili devamsızlığı yasaklanmalı. - Fetö, Menzil vb. yapılanmalara, cemaatlerle iltisaklı ve kamu personeli olmuş kişiler için geçmişe dönük soruşturma yapılmalı. Atamalarında rol oynayan ve yardımcı olan her kişi yargılanmalı. - Türk Silahlı Kuvvetlerine "birlikte" operasyon çekenler bu yapılanların yargılamaları yapılmalı. - Siz her zaman söylüyorsunuz ama biz sizin evladınız olarak yineleyelim "ASKERİ HASTANELER AÇILMALI". Türk Ordusu her zaman olduğu gibi şanlı ordumuz olmalı. 
Yani hocam, devran döneceği günü iple çekiyoruz ve sizin yolunuzdan dönmeyeceğiz. Siz ne söylerseniz biz daha yüksek sesle tekrar edeceğiz. Bir gün elinizi sıkmak ve bizzat sizi tanımak onurunu da yaşamak isterim. Görüşmek üzere hocam.

#1192
Ertan A.

20 Şubat 2025

Cumhuriyet yıkılıyor hocam. Siz orda biz burda üşüyoruz hocam. Siz Cumhuriyetin ışığında üşümemek için mücadele edip rehin alindiniz. Bizde sadece sizi izleyip ağzımız yerine parmaklarınızla konuştuk.. Sizin ağzınizi muhurlediler, bizimde parmaklarimizi kiriyorlar. Cumhuriyeti kurtarmanin tek bir yolu var, oda GENÇLİĞE HİTABE! hic bir siyasi birliktelik artık Cumhuriyeti kurtaramaz. Cumhuriyeti kurtaracak olan sırtını Anıtkabir'e dayamış Mustafa Kemal'in Askerleri,Cumhuriyetin gölgesinde ve Atatürk'ün ışığında özgür bir ülkede yasayamayacaksak eğer, bu uğurda inandiklarimiz emelinde gözlerimizde son kez Anıtkabir'e bakarak ölmeyi tercih ederiz.

#434
Sezen T.

11 Şubat 2025

Sevgili Ümit Hocam;

Türk gençliğinin selamını getirdim sizlere, siz orada tutsakken biz burada daha da kenetleniyoruz birbirimize. Herkes her şeyin farkında, herkes her şeyi biliyor. Aynı zihniyet “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” diyen teğmenlerimizin ihraç edilmesine de neden oldu. Bugünleri hiçbir zaman unutmayacağız. Davaların hep aynıdır aslında, isimleri değişir yalnızca.. Bir “Ergenekon” olur, bir “Ümit Özdağ”… Ancak TÜRK’lerin tarafı asla değişmez. Yılmayın, yorulmayın başkanım. TÜRK’ü korumak, TÜRK’ü yüceltmek ilelebet sürecek hayat davamızdır. Bizlere ışık olup korkusuzca önderlik ettiğiniz için müteşekkiriz. Onlar korksun, çünkü “Bilim, Birlik, Barış!” diyen Türk gençleri olarak bu ülkeyi aydınlığa taşıyacağız. Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. 

“Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!”


Davanız davamızdır.

“Tanrı Türk’ü korusun!”



Çokça sevgi ve en derin saygılarımla...

                                                Sezen T.


#468
Arda Y.

11 Şubat 2025

Sayın Ümit Özdağ,
Öncelikle içinde bulunduğunuz bu haksız durumdan kurtulmanız dileğiyle mektubuma başlamak istiyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yürüdüğü yolda olduğumuz ve azimle ilerlediğimiz için çok mutlu ve gururluyum. Her ne zorlukla karşılaşırsanız karşılaşın Türk düşüncesini,Türklüğü sonuna kadar savunmanız ve bizlere bu yolda önderlik ettiğiniz için ne kadar teşekkür etsek az. Haksızlığa karşı verdiğiniz mücadele de sonuna kadar destekçiniz olmaya devam edeceğimizden hiç kuşkunuz olmasın. Gencinden yaşlısına bu ülkeyi bu milleti seven kim varsa hepsi sizin yanınızda.Zorluklarla mücadele etmek bizim ata sporumuz ve karşımızdakiler bizlere her ne kadar engel olmaya çalışsalarda onları bertaraf edeceğimiz açık ve net. İnşallah bu kötü günleri atlatacak ve Türkiye Cumhuriyeti'ni,Türk kimliğini ve Türklüğün ne demek olduğunu tüm dünyaya tekrar göstereceğiz. Hak ettiğiniz özgürlüğe kavuşmanızı temenni ediyorum. Yalnız değilsiniz başkanım Türk milleti sizlerle. Sevgi ve saygılarımla. Bizi öldürmeden kimse durduramaz!

#471
Semih G.

11 Şubat 2025

Değerli Başkanım,


Bulunduğunuz durum bu zamana kadar hangi konu olursa olsun cizginizi bozmadan net tavrinizin sonucudur.İnaniyorum ki adalet eninde sonunda tecelli edip Silivri'den çıkıcaksiniz.Haksizliklara,hukuksuzluklara ses cıkaran bayrağına,vatanına son nefesini verene kadar mücadele eden vatanseverlere bir Silivri yetmeyeceğini onlarda biliyorlar.Bizler Türk Milliyetçisi olarak her zaman doğrudan yana, Atatürk ilke ve inkılaplarından şaşmadan yürüyen bu vatanın gerçek sahipleriyiz.Bu ülke de Umit Ozdağ'lar bitmez, küllerimizden yeniden doğarız hocam bizi asla susturamazlar ! Vatanımız için herşeyi yapmaya hazır ,Türk Milliyetçisi olarak bende yaninizdayim Başkanım.Saygılarımla...

Semih GÜNAY / İstanbul 

#474
Mehmet F. Ü.

11 Şubat 2025

Ümit Baba! Senciyiz, ölümüne…! Öl de, ölelim. Ben Adanalı “deli Fatih” ne istiyorsan onu yapayım. Canım sana feda. Bugün, yarın, daima. Her saniye emir ve görüşlerine açığım.

#477
Cem

11 Şubat 2025

Sevgili Ümit hocam tez zamanda yanımızda olmanızı o kadar çok isterim ki. Sözlerime nasıl başlayacağım ve bitireceğimi bilmiyorum. Size Nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Sesimiz olduğumuz için, duygularımıza tercüman olduğunuz için, zorluklara karşı çizginizden vazgeçmediğiniz için, her şey için İnşallah çıktığınızda elinizi sıkıp yüzünüze teşekkür etme şansım olabilir 

Sağlık ve sığada kalmanız dileğiyle 🙏

#480
Okan Ö.

11 Şubat 2025

Başbuğ Ümit Özdağ;
Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günler de sizleri mahkum ederek bizleri davamız dan, yolumuzdan döndüreceklerini sanan bazı güruhlar dalga dalga büyüyen birliğimiz karşısında hezimete ugrayacaklarını en kısa zamanda anlayacaklardır. Asla pes etmiyoruz teslim olmuyoruz. Kahrolsun istibdat yaşasın Hürriyet 


#1549
Gökhan K.

10 Haziran 2025

Sayın Genel Başkanım, Sayın Hocam,

Öncelikle sizleri en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Çok değerli Genel Başkanım, sizler sözde "çözüm süreci" bahanesiyle yaklaşık 142 gündür tutuklusunuz, adeta bu süreç için rehin tutuluyorsunuz. Bu vahim durum karşısında, ailenizin yaşadığı sıkıntıları ve çektiği üzüntüleri büyük bir hüsran, derin bir kalp kırıklığı ile maalesef takip etmeye de devam ediyoruz. Kıymetli ailenize saygı ve hürmetlerimi sunuyor kendilerine sabırlar diliyorum. 11 Haziran’da sevdiklerinize kavuşmanızı diliyor bunun için dua ediyorum…

Umarım hakim karşısına çıkacağınız gün, özgürlüğünüze kavuşur, adalet yerini bulur ve yeniden aramıza dönersiniz. Çünkü siz, demokratik değerlerin, adaletin, hak ve hukukun yanında duran; her zaman doğruları söyleyen; vatanına, milletine ve tüm yurttaşlarına (hangi kesimden olursa olsun) sahip çıkan bir lidersiniz.

Sayın Genel Başkanım siz her zaman halkın sorunlarını dinleyen, bu sorunlara çözüm üretmeye çalışan; her platformda sahici bir anlayışla, gerçekçi yorumlarla ve net ifadelerle kamuoyunu aydınlatan bir duruş sergilediniz ve sergilemeye de devam ediyorsunuz. Toplumu gerçeklerle buluşturan, birlik ve beraberlik umuduyla yarınlara taşıyan bu tavrınız bizler için çok kıymetli. Çünkü bu ülkenin sizin gibi insanlara gerçekten çok ihtiyacı var.

Ben bir genç olarak, sizin söylemlerinizden, samimiyetinizden, bu vatana olan tutkunuza duyduğum güvenle, herhangi bir art niyet taşımadan, şeffaf, ilkeli ve net bir duruşunuz için sizlere minnet duyuyorum. Ancak belirtmek isterim ki ben, klasikleşmiş ve kalıplaşmış milliyetçi anlayışlara sahip biri hiçbir zaman olmadım, olmayacağım da. Ve görüşüm şudur ki  Zafer Partisi, bugün yozlaştırılmak ve içi boşaltılmak istenen milliyetçilik anlayışına karşı; Atatürk ilke ve inkılaplarını temel alan, toplumun tüm değerleriyle sentezlenmiş yeni bir siyasi anlayışla yola çıkmıştır. Sizler bu partiyi kurarak, Türkiye'nin gerçek ihtiyaç duyduğu bir dönemde halkımıza umut oldunuz. Tüm imkânsızlıklara rağmen partiyi ayakta tutabiliyor olmanız son derece kıymetlidir.

Bugünkü siyasi iklimde Zafer Partisi, sadece alışılagelmiş bir milliyetçilik anlayışını değil, çok daha derin ve geleceğe dönük bir bakış açısını temsil etmektedir. Atatürk’ün çizdiği yolda, vatanın sınırlarını ve milletin geleceğini esas alan parti duruşunuz bizlere ilham vermektedir.

Ben Cumhuriyet’e, Atatürk’e yürekten bağlı, vatanını ve milletini –bu ülkede hangi kökenden olursa olsun birlikte yaşamaktan mutluluk duyduğu insanlarla birlikte– seven sade bir Türk genciyim.

Size daha önce defalarca mektup yazmak istedim. Ancak gündemin sürekli değişmesi ve yaşanan gelişmeler, düşüncelerimi toparlamamı zorlaştırdı. Bu satırları, çıkışınıza yakın bir zamanda yazmak istedim. Umarım mektubum sizlere ulaşır.

Tutuklandığınız günden bu yana geçen süre içinde yaşanan gelişmeler, bir genç olarak beni oldukça tedirgin ediyor. Sizin bu ülke için kurduğunuz hayalleri, gençler için yaptığınız gelecek planlarını yıkmaya, onları dört duvar arasına almaya ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar bu fikirlerin ve hayallerin kalbinizde zihninizde korunduğunu biliyor ve hissediyorum.

Siz bu Cumhuriyetin parlayan yıldızlarından birisisiniz, sizi karanlığa asla mahkum edemeyeceklerdir! Türk Milleti buna asla müsaade etmeyecektir!

Yaşadığımız süreçler sonucunda ki adaletsizlikten doğan kaygılar sadece bana ait değil; benim gibi vatanını, milletini seven, ülkesi için endişe duyan birçok insan da aynı hissiyatı yaşıyor. Şimdi yeni bir çözüm süreci ile karşı karşıyayız. Hepimizin bildiği gibi, birinci çözüm sürecinde yaşananlar yakın geçmişimizin acı birer hatırası olarak hafızalarımızda hâlâ çok taze. O süreç sonunda yaşanan Sur olaylarında hayatını kaybeden vatan evlatlarımızı rahmetle anıyor, yakınlarına sabır diliyorum. Şehitlerimiz bu ülkenin güvenliği, bütünlüğü ve orada yaşayan yurttaşların geleceği için canlarını feda ettiler…

Tıpkı her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da şehitlikler ziyaret edildi. Ancak bu bayram farklıydı... "Terörsüz Türkiye" söylemi altında yürütülen sürecin yansımaları ve yapılan açıklamalar, şehit aileleri açısından derin bir kırgınlık ve onur yarası oluşturdu. Bugün birçok şehit yakını, büyük bir acıyla şu soruyu kendine sormaktadır:
"Benim evladım neden şehit oldu? Boşuna mı canını feda etti…?

Bu soruları hem sosyal medyada hem toplu taşıma araçlarında, hem de mezarlıklarda yapılan ziyaretlerde duyuyoruz. İnsanlar artık bu acıyı içlerine sığdıramıyor. Dün milliyetçilik söylemiyle her alanda 'Türklük' vurgusu yapan siyasi çevrelerin, bugün tam tersi bir çizgide yürümeleri; dün hakaret ettiklerine bugün sarılmaları; devletin bütün mekanizmalarıyla bu çelişkiye zemin hazırlanması insanları derinden sarsıyor. Özellikle şehit aileleri bu durumdan son derece rahatsızdır.

Ben bir genç olarak bu durumun nasıl olması gerektiğine dair kendi görüşlerimi, naçizane de olsa, paylaşmak istiyorum. Atatürk ve  Cumhuriyet aşığı bir genç olarak, belki doğru, belki eksik ya da fazla ama içtenlikle ifade edeceğim bazı düşüncelerim var. Ve bunları Türkiye’de yalnızca sizinle paylaşabilirim. Çünkü siz, bu konunun ciddiyetini bilen, yıllardır siyasetin içinde olan, dünya siyasetini ve güvenlik politikalarını yakından takip eden, ileri görüşlü bir siyasetçi ve bir eğitimci olarak bu ülkenin gerçekten ihtiyacı olan bir lidersiniz. Sadece bu nedenle değil, aynı zamanda size duyduğum büyük saygıdan dolayı da bu satırları yazıyor, düşüncelerimi doğrudan sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle sizin de sık sık vurguladığınız gibi, Sayın Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz genel seçimlerin ardından yaptığı kısa ama derin anlamlar barındıran bir açıklamayla başlamak istiyorum. Sayın Bahçeli, yerel seçimlerden hemen sonra şöyle demişti:
“Türkiye yeni bir döneme giriyor. Her şey değişecek… Umarım Türkiye değişmez.”

İlk duyduğumda bu sözlerin ağırlığını tam anlayamamıştım. Fakat zaman geçtikçe, özellikle sizin değerlendirmelerinizi dinledikten sonra, bu sözlerin rastgele söylenmediğini, arkasında dizayn edilmiş bir sürecin bulunduğunu fark ettim. Bugün gelinen noktada, sizin o günkü yorumunuzun ne kadar isabetli olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

Sayın Bahçeli’nin, çok değil birkaç yıl öncesine kadar terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için kullandığı ifadelerin, bugün nasıl “kurucu önder” gibi tanımlamalara dönüştüğü kamuoyunun vicdanında derin bir sarsıntı yaratmıştır. Sayın Bahçeli’nin, bu söylem değişimini kamuoyuna açıklama sorumluluğu vardır. Eğer bu noktaya gelecekti ise, neden 20-25 yıl önce gelmedi? Neden bu ifadeleri o günlerde kurmadı? Eğer bu düşünceler samimiyse, neden binlerce vatan evladı toprağa düştükten sonra gündeme getiriliyor?

Ne yazık ki bu sorulara bugün hiçbir yanıt alamıyoruz. Dahası, karşısında ki hiçbir gazeteci bu konuyu ne açıkça sorabiliyor ne de kamuoyuna sağlıklı bir açıklama yapılıyor (gerçi bu soruyu soracak gerçek bir gazeteci var mıdır kalmış mıdır onu da bilemiyorum. Belki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar gerçek gazeteciler kalmıştır. Ancak onlara da bu isimlere çıkıp asla bir röportaj vermez veremezler). Oysa geçmişte hem terör örgütüne hem de bazı siyasi partilere karşı çok sert ifadeler kullanan bir liderin, bugün tam zıt yönde bir tutum alması vicdanları yaraladığı gibi olması gereken ilkeli siyasi duruşu tam anlamıyla yok etmektedir.

Ben burada herhangi bir siyasi lidere ya da partiye hakaret etmek niyetinde değilim. Öyle bir şey haddime de değildir. Aksine, siyasi görüşlere ve liderlere saygı duymanın bir vatandaşlık sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Tabii bazı partilerin ismini bile anmak istemediğimi de belirtmek isterim. Bu da benim şahsi duruşumdur. Ancak sade bir yurttaş olarak bazı sorulara cevap arama hakkımın olduğuna da inanıyorum.

Bugün yine “anayasa değişikliği” söylemleriyle bir süreç yürütülüyor. Bu süreç “Terörsüz Türkiye” başlığı altında sunuluyor. Elbette hiç kimse Türkiye’de terör olsun istemez. Ama geçmişte de “Analar ağlamasın” başlığıyla benzer bir süreç yürütüldü ve buna itiraz edenler, “Sen analar ağlasın mı istiyorsun?” söylemleriyle susturulmaya çalışıldı. Bugün de aynı durumla karşı karşıyayız: İtiraz eden, soru soran ya da şüphe duyan herkes, “Sen terör mü istiyorsun?” şeklinde bir söylemle baskılanıyor. Senaryo kurucuları yine iş başında…

 

Aynı senaryo, bu kez daha ustaca, daha makyajlı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Peki, “Sen bir Türk evladı olarak bu sürecin nasıl işlemesini istersin?” diye sorulursa, açıkça şunu söylerim:

Ben, bu topraklarda hiçbir çatışmanın olmadığı; insanların kardeşçe, eşit, mutlu, huzurlu, adaletli bir düzende yaşadığı; demokrasinin, hukukun, hak ve özgürlüklerin herkes için geçerli olduğu bir Türkiye hayal ediyorum. Hangi kökenden olursa olsun herkesin birlikte, refah içinde yaşadığı bir ülke...

Ancak görüyoruz ki bugün yürütülen süreç, samimi bir barıştan ziyade siyasi menfaatlerin gölgesinde ilerliyor. Ve bu süreçte en çok yıpratılan yine Cumhuriyet değerleri ve Atatürk’ün mirası oluyor. Bugüne kadar hiçbir dönemde görmediğimiz kadar yoğun ve sistematik bir şekilde, Atatürk’ün hatırasına yönelik bir “operasyon” yürütülüyor. İsim vermeye gerek duymuyorum ama bunu yapanlar, açıkça Türk milletinin hafızasıyla ve duygularıyla oynuyor.

 

İmralı ziyaretleriyle başlayan yeni süreçte nereye gidileceği konusunda hepimizin endişeleri var. Abdullah Öcalan, yakalandığında “Ben Türk devletinin yanındayım, emrindeyim” demişti. Peki, Sayın Bahçeli o zaman neden bu sözleri ciddiye almadı da, neden şimdi gelen çağrılara bu kadar kıymet veriyor? Eğer samimiyse, neden 20 yıl boyunca bu yaklaşımı benimsemedi? Neden onca can, onca zaman, onca kaynak heba olduktan sonra bu noktaya gelindi? Bunun cevabını hem kamuoyuna hem de bu ülkenin şehitlerine gazilerine yakınlarına vermek zorundalar!

 

Bugün yürütülen sürecin ne yazık ki samimi olmadığını üzülerek ifade etmek zorundayım. Keşke bu süreç gerçekten iyi niyetle, açık ve şeffaf bir biçimde yürütülse... Ve içinde sizin gibi tecrübeli, ilkeli, milletin güvenini kazanmış siyasetçiler de yer alsa. Türk milletinin gözleri önünde, televizyonlar karşısında, açık oturumlarda tartışılarak, milletin bilgisi ve onayıyla ilerlese… O zaman bambaşka bir tabloyla karşı karşıya olabilirdik. Ancak şu an yaşananlar bu şekilde yürümüyor. Bu süreçte, Türk devleti için canını ve bedenini feda etmiş şehitlerimiz, gazilerimiz ve onların aileleri adeta yok sayılıyor. Oysa biliyoruz ki onlar, terörsüz bir Türkiye için en büyük fedakârlığı yapmış insanlardır. Elbette ki böyle bir amaç için üzerlerine düşeni her zaman yapmaya hazırdırlar. Zaten bu ülkenin daha güvenli, daha yaşanabilir olması uğruna canlarını ortaya koymuşlardır. Ancak bu kadar kritik bir süreçte, onların fikri dahi alınmamıştır…

CHP Lideri Sayın Özgür Özel'in, bu süreçte şehit ailelerinin hassasiyetine yaptığı vurgular (sizin de her zaman altını çizdiğiniz gibi) çok önemlidir. Ben bir genç olarak bu hassasiyetin toplumsal düzeyde daha çok dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. Ancak bu süreçte kullanılan dilin de tarafsız, net ve objektif olması gerekmektedir.

Bu noktada özellikle dikkatimi çeken bir hususu paylaşmak istiyorum. Bu sürecin barış getireceği, çatışmasızlık ortamı oluşturacağı söyleniyor. Fakat Dem Partili Tuncer Bakırhan’ın geçtiğimiz günlerde köy korucularıyla ilgili yaptığı açıklama toplumu derinden rahatsız etti. Açıklaması aynen şöyle:

 

“Şimdi inşallah korucu arkadaşlar herhalde işsiz kalmayacak. Hani çatışma, silah bittiyse dünya kadar korucu var. Hayır hayır, bunu öneri olarak da sunuyorum... Elinde silah olacağına, elindeki silahı al ver sopayı, köyde hayvan baksın yani. Hayır gerçekten ya, daha onurlu bir görevdir. Köylüsünü ezme yerine, kendi insanına silah çekme yerine… Söz veriyorum. O geçmişte yaşananlara tabii ki onların da muhasebesi yapılmalı ayrıca. Ama onları da işsiz bırakmamak için parti olarak elimizden geleni yapacağız.”

 

Burada beni asıl düşündüren ve kaygılandıran ifade ise “Geçmişte yaşananların muhasebesi yapılmalı ayrıca” sözüdür.  Ve ‘’Kendi insanına silah çekme yerine ifadesidir’’ Bu cümle, korucuların geçmişte yaptıkları görevlerin sorgulanacağı, hatta bazı operasyonlar nedeniyle bir "intikam muhasebesi" yürütüleceği anlamına mı geliyor? Bu çok tehlikeli bir söylemdir ve kamuoyuna açık bir şekilde izah edilmek zorundadır. Bakırhan daha sonra katıldığı bir programda da bu sözlere yönelik gelen tepkilere rağmen bir özür ifadesi kullanmamıştır. Medyada "özür diledi" şeklinde yer alsa da, açıklamasında herhangi bir özür ifadesi bulunmamaktadır. Köy korucuları bu açıklamalara gereken cevabı vermiştir. Ama asıl mesele şu: Eğer ortada samimi, yapıcı ve barışçıl bir süreç varsa, bu süreçte böylesine provokatif, oportünist yaklaşımlara asla yer verilmemelidir.

 

Ne yazık ki bugün yaşananlar bize sürecin hiçbir şekilde şeffaf yürümediğini göstermektedir. Türk milletiyle süreç hakkında açıkça bilgi paylaşılmamakta, sürekli olarak bir belirsizlik ortamı yaratılmaktadır. İnsanlarımız tedirgin çünkü geçmişte yaşanan acılar hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. Yaklaşık 800'e yakın vatan evladı, benzer bir “siyasi süreç” uğruna hayatını kaybetti yaralandı gazi kaldı…

Bugün TSK’dan Atatürkçü subayların ihraç edildiği bir dönemde, akıllara ister istemez şu soru geliyor: O dönemlerde de, ülkesine ve milletine bağlı vatan evlatları, göz göre göre bir planın parçası mı yapıldı? Liyakatli, deneyimli, cesur polisler, askerler, jandarmalar o çatışmalarda hayatlarını kaybetti. Belki bugün devletin en üst kadrolarında görev alacak, genç nesillere bilgi ve tecrübelerini aktaracaklardı. Yani o dönem yaşananlar, sadece can kaybı değil; aynı zamanda bu ülkenin geleceğine yapılmış büyük bir darbe niteliğindedir. Bu gerçek, artık herkes tarafından açıkça konuşulmalı ve tartışılmalıdır.

 

Bir de günümüz siyasi iklimin de sürekli olarak “Devlet Aklı”ndan söz ediliyor. Peki, nedir bu Devlet Aklı? Ben sade bir vatandaş olarak bu kavramı şöyle açıklamak isterim:

Devlet aklı, somut bir kişiye ait bir düşünce ya da akıl yürütme değildir. Devlet aklı bir mekanizmadır. Bu mekanizma; yasama, yürütme, yargı gibi güçlerin, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve tüm bürokratik yapıların sağlıklı, şeffaf ve denetimli bir şekilde işlemesiyle ortaya çıkan ortak bir akıldır. Yani siz devletin tüm yapısını liyakatle ve adaletle işletebilirseniz, devlet aklı kendiliğinden oluşur. O zaman bireylerin yönlendirmesine ya da keyfi kararlarına gerek kalmaz; sistem zaten bu olması gereken doğru aklı üretir.

Ancak günümüz Türkiye’sinde, bırakın devlet aklını, sağduyudan bile bahsetmek mümkün değildir. Çünkü devletin temel değerleri ciddi biçimde sarsılmıştır. Hele hele güçler ayrılığı ilkesinin ortadan kalktığı bir yapıda, devlet aklından söz etmek bile mümkün değildir. Çünkü gerçek bir devlet aklı; farklı kurumlardan, farklı güçlerden gelen denge ve denetimle oluşur.

Devlet aklı aynı zamanda milletin aklıyla örtüşmelidir. Milletin benimsediği, güvendiği, gelecek umudu taşıdığı bir yapıdan söz ediyorsak, o zaman bu millet o aklın bir parçası olmuş demektir. Ama güvenin kalmadığı, insanların geleceğe dair kaygı taşıdığı bir ortamda, bu kavram yalnızca dar bir zümrenin çıkarları doğrultusunda uydurulmuş yapay bir akıl haline gelir. Bugün yaşadığımız da ne yazık ki budur.

Şayet şeffaf ve samimi bir süreç yürütülmek isteniyorsa, bu sürecin milletin gözünün önünde olması gerekir. Toplumun tüm kesimleri bu sürece dâhil edilmelidir. Örneğin benim bir önerim var: TRT’de bu süreç kamuya açık şekilde tartışılsın. En başta da en mağdur kesimler, yani şehit aileleri ve gaziler bu yayınlara çıkarılsın, onlara da söz verilsin.

Hatırlarsınız, DEM Partili Pervin Buldan, “Anneleri bir araya getireceğiz” demişti. Elbette ki hiç kimse anneler ağlasın istemez. Hiçbir evladın canı yansın, hiçbir gelecek kararsın istemeyiz. Ama gelin, bir soralım: PKK tarafından şehit edilen evlatlarımızın anneleriyle, bu sözde barış masasının diğer tarafındaki kişiler bir araya geldiğinde ne olmasını bekliyoruz? Hatta bu sürece Diyarbakır Anneleri de dahil edilsin bir sorulsun onlara mağduriyetleri. Hatta kendileri Cumartesi Anneleri ni de dahil etsin tüm anneler dahil edilsin. Her şey açıklıkla şeffaflıkla ortaya koyulsun mağdur taraf  kim? kimler mağdur edilmiş? Türk milleti tüm gerçekliği ile görsün. Bu buluşmalar TRT'de yayınlansın, tüm Türkiye izlesin. 

Göreceğiz ki Türk milleti, daima mağdurların ve şehitlerinin yanında durur. Devletine başkaldırmış, öğretmeninden askerine kadar nice masum insanı katletmiş bir örgütün yanında olmaz, olamaz.

 

Sayın Bahçeli, bir zamanlar miting meydanlarında “İmralı canisini serbest mi bırakacaksınız?” diye haykırıyordu. Bugün aynı Bahçeli, dün bebek katili dediği kişiye “umut hakkı” istiyor. Buradan sade bir vatandaş olarak sormak istiyorum: Sayın Bahçeli, ne zamandan beri dünün sizin ifadenizle “imralı canisi” bugünün “barış öncüsü” oldu? Dün vatan haini dediğiniz kişiyi bugün nasıl “kurucu önder” olarak tanımlayabiliyorsunuz? Bu soruların cevabını vermek  millete borcunuzdur. Ayrıca evet Abdullah Öcalan bir bebek katilidir! Bunu biz değil bizzat sorgusunda kendisi ifade etmiştir. Bu da devletin kayıtlarında mevcuttur ve sorgusunu bizzat yapan Emekli Albay Sayın Hasan Atilla Uğur açıklamıştır.

Albay Hasan Atilla Uğur:

"İmralı'da bebek katili Öcalan’ı sorgularken, 'telsizden ses kayıtların var, bebeklerine kadar öldürün diyorsun’ dedim. Verdiği cevap;

'İnsanları PKK'nın karşısında duramaz hale getirmek için bunları söylemem gerekti' dedi.”

Burada net olarak açıkça örgütün büyümesi için bebekleri canice katlettirdiğini itiraf ediyor…

 

 

Eğer gerçekten bir süreç yürütülüyorsa ve bu süreç samimiyse, sadece göstermelik şehitlik ziyaretleri yapmak yetmez. Gerçekten şehit aileleri ve gazilerle oturulmalı, onların acısı paylaşılmalı, soruları yanıtlanmalıdır. Eğer onlar ikna olursa, biz sade vatandaşlar için zaten başka söz kalmaz. Bizim boynumuz onların karşısında kıldan incedir. Ama bugün gördüğümüz manzara şu: Gazilerimiz madalyalarını çıkartıp cebine koyuyor, şehit aileleri mezar başlarında isyan ediyor. Bu, samimi bir sürecin göstergesi değildir. Eğer bu süreç samimi olacaksa, işe madalyasını göğsünden çıkarıp cebine koyan o gazilerimizi ikna ederek başlayabilirsiniz…

 

Burada belki herkes aynı fikirde olmayabilir ama bir hususu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum: Kürt kökenli vatandaşlarımızın mağduriyetleri de vardır. Evet bu mağduriyetin asıl sorumlusu eli kanlı PKK terör örgütütür. Pkk Kürtleri mağdur etmiştir. Zorla dağa kaçırılan, tehdit edilen, eline silah verilen nice gençte bu ülkenin evladıdır. Nitekim Diyarbakır Annelerinin yaşadıkları da ortadadır. Eğer Dem partililer Anneleri birleştirmek istiyorsa işe önce Diyarbakır Annelerinin sorununu çözmek ile başlayabilirler! Mağdur olan Kürt kökenli kardeşlerimiz bu milletin vazgeçilmez ve koparılamaz bir parçasıdır ve zorla suça sürüklenmişlerdir. Bunun ayrımını devlet derin bir ciddiyetle yapmalıdır.  Asıl Kürt sorunu PKK’nın Kürtlere yaşatmış olduğu sorundur asıl Kürt sorunu da budur! PKK, emperyal güçlerin desteğiyle Kürt kardeşlerimizi araç olarak kullanmıştır. Elbette geçmişte devlet gücünü elinde tutan bazı unsurlar, hatalar yapmış olabilir. Bu hataların sorumluları kimse, hesap vermelidir. Eğer ortada bugün o sorumlular yoksa devlet olarak mağduriyetlerin giderilmesi için ortam hazırlanmalıdır. Bunu da açıkça ifade etmekten hiç çekinmiyorum. Ancak devletin gücünü kendi gücü sananların yapmış olduğu yanlışlar tümüyle Türkiye Cumhuriyetinin bir yanlışı olarak kabul edilemez!

 

Bazı Kürt kökenli vatandaşlarımız kendilerini eşit hissetmediklerini ifade ediyorlar. Bu konuda yalnız değiller. Çünkü ben de bir Türk kökenli bir vatandaş olarak kendimi eşit hissetmiyorum. Ama bu eşitsizlik “anayasal vatandaşlık” tanımıyla çözülecek bir şey değildir. Anayasadaki Türk vatandaşlığı tanımı değişse bile bu eşitsizlik ortadan kalkmaz. Çünkü sorun kimlikte değil, hak, hukuk ve adalette yaşanan eşitsizliktedir.

Bugün Türkiye’de yaşayan herkes –Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i, Alevisi, Sünnisi v.d. fark etmez– ekonomik adaletsizlikten, hukukun işlemezliğinden, liyakatsizlikten şikayetçidir. Yani aslında hepimizin sorunları ortaktır. Ve bu sorunlar ancak gerçek adaletli adil bir devlet yönetimi anlayışıyla, şeffaflık ve samimiyetle çözülebilir.

 

PKK’nın sözde fesih bildirgesinde Lozan Antlaşması’nı hedef alması ve Sevr özlemini açıkça dillendirmesi artık herkesin malumudur. Benim bu noktada aklımın almadığı şey ise şu: Diyelim ki bu ülke bölündü, güneydoğudaki topraklarımız farklı bir şekilde yönetilmeye başlandı. O topraklara ayak basacak olan emperyal güçler, gerçekten bu bölünmeyi isteyenlere, “alın, siz yönetin hadi bakalım istediğiniz oldu” mu diyecek? Tabii ki Asla böyle olmayacak. Bu ülkede yaşamakta olan insanlar, başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere, zulüm görecek; emperyalistlerin çıkarları uğruna araçsallaştırılacaklar. Çünkü bu yapıların derdi özgürlük, eşitlik ya da kardeşlik değil; sadece çıkar ve kontrol alanlarını genişletmek. Ama ne mutlu ki Türkiye Cumhuriyeti böyle bir senaryoya asla müsaade etmeyecek! Ve buna toplumun tüm kesimiyle birlikte dur diyecek. Kaldı ki zaten bu ülkeyi toplumun tüm kesimleriyle beraber yönetiyoruz Kürt kökenli birçok siyasetçimiz devletin en önemli kademelerinde görev almaktadır. Bundan kimse de bir rahatsızlık duymamaktadır. Bugün güneydoğu bölgelerinde de genel seçimle demokratik seçimler yapılmakta ve halk sandığa giderek iradesini ortaya koymaktadır. Ancak halkın oy iradesiyle seçilen bazı belediyelere atanan kayyım uygulamaları doğal olarak rahatsızlık yaratmaktadır. Bu konuda eleştiri getiren vatandaşlarımızın haklı noktaları vardır ve ben de bu konuda itiraz edenlerin yanında yer alıyorum. Ancak bu uygulamaların tamamen kaldırılması da doğru değildir. Sizin de geçmişte dile getirdiğiniz gibi, bu sürecin anayasaya uygun, belgeli ve hukuki bir temelde yürütülmesi gerekmektedir. Sadece İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı bir idari belgeye dayanarak yapılan kayyum atamaları, kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Bu konuda daha şeffaf, yargı kararlarına dayanan ve açık delillerle gerekçelendirilmiş bir süreç izlenmelidir

.

Bu arada İç İşleri demişken buradan İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya’ya da şunları söylemek istiyorum;

Haziran 2017’de, PKK terör örgütü tarafından şehit edilen Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimiz, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da anıldı. Ancak ne acıdır ki, bu yıl yapılan anma mesajında “PKK terör örgütü” ifadesi yer almadı. Bu durum, inanın akıl alır gibi değildir. Geçen yıl açıkça “hain teröristlerce şehit edilen” ifadelerini kullanmış olan bir bakan, bu yıl neden bu ifadeden kaçınır anlamış değilim. Düşünebiliyor musunuz ülkenin İç İşleri Bakanı PKK Terör Örgütü diyemiyor…

Sayın Bakan’a buradan sormak gerekir:
Aybüke öğretmenimizi kim şehit etti? Hangi örgüt tarafından şehit edildi?

Bu milletin kalbinde her şehitimiz gibi Şehit Aybüke öğretmenin de yeri hep canlıdır. Ve şunu da açıkça söylemek gerekir: Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı, Aybüke öğretmenin şehadetinde PKK’yı anmaktan çekiniyorsa, durum gerçekten vahim bir hal almıştır.

Siz eksik anmış olabilirsiniz Sayın Bakan, ama ben buradan tamamlamak isterim. Hatta, belki unutmuşsunuzdur diye geçen yıl ki sözlerinizi hatırlatarak anmak isterim:

“Hain teröristlerce şehit edilen Aybüke Yalçın öğretmenimize Allah’tan rahmet, ailesine ve milletimize sabırlar diliyorum.”

Millet olarak yaşadıklarımızı unutmamak, unutturmamak ve acılarımıza sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu topraklar, bedeli kanla ödenmiş bir vatanın parçalarıdır. Bu bedeli ödeyenlerin adını anmaktan, onlara saygı duymaktan geri durmak; bizi millet yapan en temel değerleri zedeler…

 

 

Bugün Türkiye’de bir “Kürt meselesi” var mıdır? Bence vardır. Ancak bu mesele, bazı kesimlerin iddia ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin temel yapısında değil, PKK terör örgütünün yıllardır bölgede uyguladığı baskı, şiddet ve propaganda sisteminde yatmaktadır.

 

En büyük Kürt meselesi; PKK tarafından zorla dağa kaçırılan, eline silah verilen ve devlete karşı kışkırtılan Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı trajedidir. Bu örgüt, Kürt halkının temsilcisi değil, aksine en büyük düşmanıdır. Gerçekten bir çözüm isteniyorsa önce bu acı gerçeğin kabul edilmesi gerekir.

 

Devlet, kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Ancak vatandaşına karşı işlenen suçların affı için mağdurların da rızası gerekir. Bu nedenle çözüm, affetmekten değil, adaleti tesis etmekten geçer.

 

Bazı siyasi yetkililerin son dönemlerde “100 yıllık ara sona ermeli” şeklindeki açıklamaları, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e karşı açık bir düşmanlığın dışavurumudur. Oysa Cumhuriyet, hepimizin ortak değeridir. Elbette her dönemde hatalar, ihmaller yaşanmıştır. Ancak bu durum, Cumhuriyet düşmanlığını haklı çıkarmaz. Hatalar bireylerin ve dönemlerin hatasıdır, Cumhuriyet’in değil. Cumhuriyete her seferinde karşı çıkan ama cumhuriyetin tüm nimetlerinden faydalanan insanların, neden cumhuriyete karşı olduklarını bir türlü anlayamıyorum. Elbette cumhuriyetin her döneminde tam anlamıyla demokrasi yaşanmadı, ciddi aksaklıklar oldu. Bu süreçte bazı mağduriyetler yaşanmış olabilir. Ancak bu ülkede, iktidarı elinde bulunduran herkes, ne yazikki kendi dönemini kalıcı hâle getirmek adına çeşitli yanlışlara imza attı. Ne yazık ki bunun bedelini bütün millet, hatta devlet olarak Türkiye ödedi; bugün de ödemeye devam ediyor. Eğer bir mağduriyet varsa, bu mağduriyetin çözülmesi için gerekli adımlar elbette atılmalıdır. Ancak bu, cumhuriyet düşmanlığını asla haklı çıkarmaz.

 

Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Eğer bu cumhuriyeti bir Kürt kökenli lider kurmuş olsaydı, eğer bu toprakları o kurtarmış ve halkı sefalet ile esaretten o çekip çıkarmış olsaydı, ben buna da sevinir, onur duyardım. Neden mi? Çünkü vatanımı kurtarmış, milletimi özgürlüğe kavuşturmuş olurdu. Ama tarih bir Atakürt yazmadı yani tarihte bir Atakürt yok tarihte bir tane Atatürk var ve tarih bir tane Atatürk yazdı ve O da Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. O, dünya siyasetinin gördüğü en büyük liderlerden biridir. Ve onun etrafında her etnik kökenden insanımız vardı. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kürt kardeşlerimizi hiçbir zaman “azınlık” olarak görmemiştir. Aksine, “Kürtler bu milletin asli unsurudur” diyerek kürt kardeşlerimizi bu milletin temeli olarak görmüştür. Ve görmekte de son derece haklıdır.

 

Ne acıdır ki, bugün bazı çevreler “Türkiyeli” ifadesiyle vatandaşlık tanımını sulandırmakta, bu topraklarda bizi millet yapan kavramları zayıflatmaya çalışmaktadır. Oysa anayasamızda yer alan vatandaşlık tanımı dünyanın en sade ve en kapsayıcı tanımlarından biridir:

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

Bu bir etnik tanım değil, bir yurttaşlık tanımı bir uyruk tanımıdır. Almanya'da bir vatandaş Alman’dır, Fransa'da Fransız’dır, Amerika’da Amerikan’dır, İtalya’da İtalyan’dır. Biz neden “Türkiyeli” olalım? Bu kavram, birliğimizi değil, ayrışmamızı teşvik eder.

Bazı Kürt kökenli kardeşlerimiz “eşit hissetmiyoruz” diyor. Bu hissiyat elbette önemlidir. Ben de Türk olarak eşit hissetmiyorum. Çünkü bu ülkede adalet, liyakat ve ekonomi gibi temel konularda kimse kendini eşit ve güvende hissetmiyor. Yani Kürtlerin de Türklerin de sorunu aynıdır: Hakkaniyetli bir düzenin eksikliği.

 

 

Dil konusuna gelince… Albert Camus’nun şu sözü çok çarpıcıdır:

“Benim iki vatanım var; biri Fransa, diğeri Fransızca. Fransa'yı koruyup kollayabilmek için Fransızcanın sınırlarında nöbetteyim”

 

Bizim de Türkçemiz var. Tüm diller öğrenilmeli, konuşulmalı zaten konuşuluyor da ancak devletin resmi dili tek olmalıdır. Bu, toplumsal birlik ve ortak aidiyet için bir gerekliliktir. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kültür ve kimlik taşıyıcısıdır. Tabii ki de herkes ana dilini özgürce konuşabilmelidir. Zaten bu konuda günümüz Türkiye’sin de böyle bir sorun yoktur. Ana dil eğitimi de verilebilir tabii bunun karar vericileri toplumun önde gelen dil bilimcileri ve eğitimcileridir.

 

Eğer tarihsel konularda hâlâ kafalarda soru işaretleri varsa, bu meseleler de açıklığa kavuşturulmalıdır. Ancak bunu kutuplaşma ve suçlama ile değil, TRT ekranlarında tarafsız tarihçilerden oluşan bir komisyonla, belgelerle, açık açık tartışarak yapmak mümkündür. Konuşan, tartışan ve öğrenen bir Türkiye’ye herkesin ihtiyacı var…

Demokrasi tarihimiz hatasız değildir. Ama bu topraklarda özgür bir gelecek hayali kuran herkesin, bu Cumhuriyet çatısı altında bir arada yaşaması mümkündür. Bizi ayıran kimlikler değil, ayrımcılığı körükleyen siyasettir. Ve tekrar söylüyorum: Kürt sorunu varsa, bu PKK’nın Kürt halkına yaptığı zulümdür. Devlet bu konuda tarafını net ortaya koymalı; halkla birlikte çözüm üretmeli, terör örgütlerini değil, halkın kendisini muhatap almalıdır.

 

 

Bazen düşünüyorum…

İçinde bulunduğumuz bu siyasi iklimde, mevcut yönetimin artık hiçbir şekilde yeni bir siyasi kazanım alanı kalmadı. Peki bu yüzden geçmişte olduğu gibi tekrar güvenlik politikaları üzerinden mi bir alan açılmak isteniyor? Bu politikaların uygulanabilmesi için bir “güvensiz ortam” inşa edip tekrar güvenlik politikaları ile kazanılan bir siyasi alan mı inşa edilmeye çalışılıyor…  Geçmişin acı hatıraları, bugün yaşadıklarımızla birleşince, bu sorular zihnimde yer etmeye devam ediyor. Devlet, halkını korkuyla değil, adaletle yönetir. Eğer birileri yeniden bir güvenlik krizinden siyasal fayda devşirmeyi umuyorsa, bu millet bunu daha önce yaşadı ve unutmadı.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

Siz, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ile birlikte, aynı hukuksuzluğun ve adaletsizliğin içinde tutsak edildiniz. İkinizin de farklı siyasi çizgilerden geliyor olmasına rağmen ortak noktada buluştuğunuz şey: Hak için siyaset yapmanız ve halkı öncelemenizdir.

Sayın İmamoğlu’na da bir mektup yazmıştım. O mektubumun kendisine ulaştığını umuyorum. Şimdi size de aynı duygularla yazıyorum. Sizi sadece her ortam da takdir ettiğim bir siyasi Lider olarak değil aynı zaman da haksızlığa uğramış, ülkesini seven bir vatandaş olarak görüyor ve destekliyorum. Ben inanıyorum: Siz de özgürlüğünüze kavuşacaksınız. Sayın Ekrem İmamoğlu da… Ve inanıyorum ki siz özgür kaldığınızda, Sayın İmamoğlu’nun özgürlüğü için de tüm samimiyetinizle mücadele edeceksiniz. Çünkü bu mücadele artık sadece kişilerin değil, adaletin, vicdanın ve halkın özgürlük arayışının bir mücadelesidir.

 

Bizler dışarıda, sizi yalnız bırakmamaya çalıştık. Sosyal medyada, sokakta, evimizde, dualarımızda hep yanınızdaydık. Elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince sesimizi duyurmaya çalıştık. Ama hiçbir zaman devletimize düşmanlık etmedik. Polisimize, askerimize, bayrağımıza saygımızdan asla taviz vermedik. Çünkü bizim kavgamız devlete değil, devleti araçsallaştıran yanlış zihniyetlerledir. Ama bu gözler maalesef bazı güvenlik güçlerimiz tarafından Türk Bayrağının tekmelendiğini de gördü… Bu görüntüler zaten medya ya yansımıştı… Ve bu olanlar hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Oysa Türkiye bir hukuk devletidir diye her gün açıklama yapanların Türk bayrağının korunması konusunda ki kanunlardan haberinin olması gerekiyordu…

Ne acıdır ki, bizi halkla halkı karşı karşıya getirmeye çalışanlar; sırça köşklerinden, lüks makam odalarından bu sahneyi izlemekle yetindiler. Ama tarih unutmaz. Tarih yazılırken kimin hangi safta durduğunu da, hangi zulme sessiz kaldığını da not eder.

 

Ben, sizlerin iletişimini, görüş alışverişini, ileride kurulacak yeni siyasi iklim açısından çok önemsiyorum. Çünkü bu ülkenin artık yeniden nefes almaya, yeniden umutlanmaya, yeniden adaleti hissetmeye ihtiyacı var.

İçtenlikle diliyorum ki bu düzen değişsin. Türkiye yeniden birlik ve beraberlik içinde, temiz, adil, huzurlu bir geleceğe yürüsün. Siyasi hesaplarla değil; vicdanla, halkla ve hakkaniyetle yol alınsın. Çünkü bu ülke hepimizin. Çünkü Yüce Türk Milleti her şeyin en güzelini hak ediyor.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

 

Sizin yokluğunuz ülkemizde fazlasıyla hissediliyor. Nüfus dengemiz tamamen bozulmuş durumda. Sığınmacılar ve kaçakların sayısı her geçen gün artarken, Türk nüfusu giderek azalıyor. Bu durum artık büyük bir sorun hâline gelmiştir. Ancak ne yazık ki bu konuda ne somut bir çalışma yapılmakta ne de bu sorunlar açıkça dile getirilmektedir.

Yürütülen süreçte milletimizle şeffaf bir biçimde paylaşılmıyor. Kapalı kapılar ardında bir şeyler yönetiliyor ve bu durum, Türk milletine hiçbir şekilde açıklanmıyor. Zaman zaman göstermelik şehitlik ziyaretlerin de bazı ifadeler kullanılıyor olsa da bunların hiçbiri yeterli değildir; aksine, toplumun gazını almak istemekten öteye geçmemektedir. Özellikle merhum Alparslan Türkeş’in mezarında Syn. Bahçeli’nin yaptığı, Abdullah Öcalan’a “kurucu önder” imasında bulunan açıklaması hem şehitlerimizde hem gazilerimizde hem de vatanına ve bayrağına bağlı tüm yurttaşlarda büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaratmıştır. Bu açıklama, milliyetçi camiada onur kırıcı bir etki yaratmıştır.

Ben mevcut yönetimin aldığı bu pozisyonları, siyasi istikbal arayışı olarak görüyorum. Hangi kesim de oy potansiyeli varsa ona yönelen, ilkesiz bir siyaset izlenmektedir. Yarın bir gün örnek veriyorum en karşı çıktıkları LGBT oyları siyasete etki edecek noktaya gelse hemen en büyük savunucularının kendileri olacağını görmek hiç de zor değildir. Zaten mevcut yöneticilerinin zamanında LGBT hakkında söylemleri de arşivlerde kayıtlıdır. Hatta ülkede çoğunluklu uzaylı bir oy potansiyeli bulunsaydı onlarında onların da oyuna talip olmak için ellerinden geleni yaparlardı :) Latifeyi bir kenara bırakırsak elbette bir siyasi parti toplumun her kesiminden oy almak isteyebilir; bunda bir sakınca yoktur. Ancak bu, bir duruşa, bir ilkeye siyasi bir omurgaya sahip olunarak yapılmalıdır. Bugün geldiğimiz noktada, ne yazık ki mevcut yönetimde ne bir milli duruş ne de bir omurga kalmıştır… Seçim döneminde söylediklerinin tam tersini yapan bir siyasi kadronun, artık halk nezdinde meşruiyeti fiilen

kalmamıştır. Üstelik bu söylediklerinin tersini yaparken, bir açıklama yapma gereği dahi duymamaktadırlar.

Umarım ülkemiz, daha sağlıklı bir siyasi geleceğin kapılarını aralar…

----------

Sayın Genel Başkanım, çok kıymetli hocam, değerli ailenizle birlikte hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum. Size sağlık, huzur ve özgürlüğe kavuşacağınız günlerin en kısa zamanda gelmesini temenni ediyorum.

Ailenizle yeniden bir araya geldikten sonra dinlenmiş ve yenilenmiş bir şekilde Türk siyasetinde kararlı ve sağlıklı adımlar atmaya devam edeceğinize yürekten inanıyorum. Yaşadığınız onca zorluğa rağmen, hayallerinizin ve hedeflerinizin hâlâ dimdik ayakta olduğunu da hissediyorum.

Bizler, Atatürk’ün gençleri, cumhuriyet sevdalıları olarak; sizin bu ülke için en iyisini yapacağınızdan ve bunun için mücadele edeceğinizden asla şüphe duymuyoruz.

 

En kalbi duygularımla selamlıyor, ellerinizden öpüyorum.

Allah’a emanet olun.

Sağ olun, var olun.

İyi ki varsınız.

Saygılarımla.

 

Bir Türk Genci

#803
Çiğdem

12 Şubat 2025

Sayın Ümit Özdağ,Sizin varlığınız adınız gibi umut oldu,yalnız olmadığım duygusunu uyandırdı umarım size ulaşan mektuplar size güç verir,yalnız olmadığınızı hatırlatır.Balyoz kumpası zamanında da böyle hissetmiştim,dışarıda ama mahkum gibi.En kısa zamanda özgürlüğünüze kavuşmanızı yürekten diliyorum, dik durursunuz,anlatmaya,aydınlatmaya devam edersiniz,o günü sabırsızlıkla bekliyorum.

#804
MUSTAFA Ç.

12 Şubat 2025

Kıymetli Sayın Hocam,
Gerçek Türk Milletinin Nefes Almakta Dahi Zorlandığı Şu Zorlu Günlerde ve En Çok İhtiyacı Olduğu Dönemde Yanımızda Olamadığınız İçin Üzgünüm.. Gün Gelecek Sizi Yok Yere Tuttukları Yerden Daha Güçlü Çıkacak ve BOP'un Çocuklarına, Türk Milletini de Arkanıza Alarak 100 Yıl Önce Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk Ne Yaptı İse Aynısını Birlikte Yapacağız.. Zafer, Zafere İnananların Olacaktır..''Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet''

#805
Okan C.

12 Şubat 2025

Dışarıda deli dalgalarGelip duvarları yalarSeni bu sesler oyalarAldırma gönül aldırma
Milletimiz her şeyin farkında. Bugünler gelir geçer. Zalimler zulmün hesabını verir. Tarih bunun örnekleriyle dolu. 

#806
Serkan

12 Şubat 2025

Merhaba Sayın başkan Ümit Özdağ, Öncelikle yaşamış olduğunuz toprakların özüne inerek ve o öz de kalarak yaşamayı başardığınız ve bunun için mücadele ettiğiniz için içtenlikle teşekkür ederim. Yaşadığımız bu yüzyılda, dünya nin gidişatını belirleyen güruhlar, Türkiye Cumhuriyeti ne de el atmış durumda oldukları aşikardır. Türk milletinin özünden ve özgürlüğünden kopması için her türlü araçları kullanmaktadırlar. Artık günümüzde kimin kim için çalıştığını, hizmet ettiğini ayırt etmek çok zor. Sizin bu büyük davanizda sizin yanınızda yer almaktan şeref duyarım. Eski günlere, güzel günlere geri dönmek için gözümüz yaşlı olarak her geçen gün aramaktayız. Dilerim ki bu kötü günler bir karabulut olup, arasından özümüzle sözümüzle bir güneş gibi tekrar doğacağız. Kendinizi lütfen yalnız hissetmeyin, bizler ölmez çoğalırız sayın başkan. Kalın sağlıcakla..

#78
Rıfat E.

04 Şubat 2025

Merhaba Ümit ağabey dualarımdasın.


Umarım sağlığın yerinde, afiyettesindir.

Senin en büyük gücün moral. Allahın izniyle herşey yoluna girecek, hak yerini bulacak tahliye olacaksın.

Seni Allah'a emanet ediyorum.


Sağlıcakla kal.

#643
Özlem M.

12 Şubat 2025

Ne yazık ki çok yalnızız. Sadece siz vardınız Türk milleti için direnen. Lütfen dayanın, size çok ihtiyacımız var. 🇹🇷

#1415
Suna H.

03 Mart 2025

Değerli Ümit Hocamız,

Atatürk çizgisinde Türk milliyetçileri olarak: Yolunuz, yolumuz; duruşunuz, duruşumuzdur.

Binlerce Türk evladının kanını, canını, şerefini korudunuz. Korumaya Silivri’deki saygı nöbetiniz ile devam ediyorsunuz ve bu nöbetiniz ülke tarihine düşülecek emsalsiz bir kahramanlık örneğidir.

Ümit Özdağ’ı hukuksuz tutuklayan bu sistem, alabiliyorsa Türk’üm diyen hepimizi alsın. Son nefesimiz bugün ise, bugün de “Ümit Özdağ!“ diyoruz.

Daha ağırlarını sokaklarda, meydanlarda bağıra çağıra söylemeye devam ediyoruz.


Bu hukuksuz süreç bittiğinde içeriden sürdürdüğünüz onurlu mücadelenize, dışarıda da kaldığınız yerden devam edeceksiniz, devam edeceğiz! 🤘🏼🇹🇷


Biz büyük TÜRK milletiyiz.🇹🇷


Doğum Gününüz Kutlu Olsun!

Size minnettarız…


#1416
SarpDeniz H.

03 Mart 2025

Merhabalar Sayın Hocam,

Çanakkale kampında sizinle oturup sohbet etmiştim, idolümsünüz.

Sizin dışınızda Türkiye siyasetinde şu an güvenilecek hiçbir lider yok.

Gözaltına alındığınız gün, adaletin yok olduğu gündür.  

Bir an önce hukuksuz yargılanma sürecinden kurtulmanızı çok istiyor ve her gün size dua ediyorum. 

Metehan, Attilla Han, Mustafa Kemal gibi Türklüğü yaşatmak için mücadele veren  “En Cesur Türk”  olarak

tarih sizi yazacaktır.

Hocam, doğdunuz gün halifeliğin kaldırılış yıl dönümü :) Çok özel bir günde doğmuşsunuz :))❤️

İyi ki doğdunuz! Nice sağlıklı ve mutlu yıllar diliyorum.

Yürekten Sevgilerle…

#668
Burak C. C.

12 Şubat 2025

Sayın Genel Başkanım,

Öncelikle, bu zor günlerde size olan desteğimizi ve inancımızı ifade etmek isterim. Sizin adalet, özgürlük ve Türk milletinin geleceği için gösterdiğiniz cesur mücadele, bizlere her zaman ilham kaynağı olmuştur. Bugün yaşananlar, tarihte pek çok vatanseverin karşılaştığı zorlukların bir yansımasıdır ve şunu biliyoruz ki hakikatin ve adaletin sesi asla susturulamaz.

Türk milletinin vicdanında size olan sevgi ve güven dimdik ayakta. Halkımız, sizin gerçekleri cesurca dile getirdiğinizi ve bu mücadelenin herkesin refahı ve geleceği için olduğunu çok iyi biliyor. Bizler, Zafer Partisi’nin her bir üyesi ve destekçisi olarak, sizin bu onurlu duruşunuzun arkasında saf tutmaya devam edeceğiz.

Bugün belki zor bir süreçten geçiyor olabilirsiniz, ancak unutmayın ki bu mücadeleniz, milletimizin özgür, güçlü ve bağımsız geleceği için çok kıymetli. Sizin liderliğinizde başlatılan bu kutlu yolculuk, hepimizin kalbinde bir kıvılcım yarattı ve bu kıvılcım büyüyerek bir ışığa dönüşüyor.

Sizden aldığımız ilhamla çalışmaya, üretmeye ve halkımızın sesi olmaya devam edeceğiz. Ne olursa olsun, mücadelemiz sürecek ve hep birlikte aydınlık günlere kavuşacağız.

Size ve ailenize sağlık, güç ve sabır diliyorum. Türk milleti, liderine sahip çıkıyor ve bu zorlukları hep birlikte aşacağız. Sizin yanınızdayız, daima!

En derin saygı ve sevgilerimle,


Burak Can Cengiz

#975
Cengiz Y.

13 Şubat 2025

Muhterem Hocam,Sizi Tanrı Dağları'nın bulunduğu diyardan Atayurdumuz Özbekistan'dan yazıyorum. Yapılan hukuksuzluğa ailece üzüldük. İsyan ettik. İnancımız şu ki; zindanlar fikirleri köreltemez, aksine canlandırır.Bu düzenin son bulmasına olan inancımızı asla yitirmeyeceyiz. Elbette ülkemize adaletin baharı gelecektir. Bu baharın gelişinde Zafer Partisinin payı büyük olacaktır. Kesinlikle bu süreç eziyetli ve sıkıntılı olacaktır. Maalesef ki bu sıkıntının büyük payı size düştü. Bu hukuksuzluğa olan demokratik tepkimizi sonuna kadar kullanacağız. Bundan emin olabilirsiniz.Muhterem Hocam, size sabır ve sağlık dileklerimle beraber, Atayurttan Selam ve hürmetlerimi iletiyorum.
Cengiz Yalçın Ziraat Mühendisi

#976
Şenol K.

13 Şubat 2025

Merhaba sayın genel başkan öncelikle çok geçmiş olsun.Farklı siyasi görüşte olmamıza rağmen size yapılan haksızlık karşısın da dayanışma için de olmak istedim.Büyük Önder Atatürk’ün dediği gibi söz konusu Vatansa gerisi teferruattır.Ortak payda Cumhuriyetiniz ve Vatanımız olunca siyaset sonraya da kalabilir.bir an evvel özgürlüğünüze kavuşmak dileği ile saygılarımı sunarım.                Şenol karadağ

#1052
Nisa

18 Şubat 2025

Ümit başkanım, ümit abi.. Ben 26 yaşındayım. Çalışmaktan başka bir hayat bilmeyen herşeye eyvallah edip yapacak bir şeyim olmadığını düşünüyordum. Ülkede adaletin olmadigini bilip sessiz kalmaya susmaya devam ediyordum. Artık sessiz kalamiyorum tepki veriyorum cesaret ediyorum bütün bunların sebebi sizinle tanışmış olmam. Dışarıda sizi bekleyen, sizi seven onlarca yüzlerce insandan biriyim. Sizin cesaretiniz biz Türk gençlerine umut ışığı oldu. Çıkış yolu olmadığını düşündüğümüz herşeyin aslında bir çıkışı olabileceğine inandık. Her geçen gün bir başkası sizin sayenizde cesaret topluyor ve bir gün o sandıkta hep birlikte dur diyeceğiz. Silivri'den cikisinizi biz Türk milliyetcileri olarak sabırsızlıkla bekliyoruz. Bütün kalbimiz ve dualarımız sizinle. 🇹🇷

#801
BuğraA

12 Şubat 2025

Atam dediği gibi." Elbet bir gün beni unutturmaya çalışanlar olcacaktır ama Türk Gençliği buna izin vermeyecektir". Yedirmeyeceğiz! 🇹🇷