Ümit Özdağ'a Mektup

#209
𐰲𐰀𐰢 𐰏.

11 Şubat 2025

Sevgili hocam Türk’ün toprağında Türk’ü esir etmeye çalışan bu zihniyetin boşuna çırpınışları elbette sona erecektir. Mensubu olmaktan gurur duyduğum bu Yüce Türk Milleti yolunuzu dört gözle beklemektedir. Kesin olan şu ki; Allah zalimlerin karşısında mazlumların yanındadır.

#1468
Kadir E. E.

28 Mart 2025

 Ümit Hocam ;
 Hergün aileme,,,sevdiklerime,,,ülkemize dua ederken ; size de dua ediyorum.Ümit ediyorum ki , yakın zamanda oradan çıkacaksınız.
 Gerçekler ortaya çıkmaya başladı.Gençlerin çoğu sizin yanınızda.Orta ve yaşlı kesimin kafası karışık.Zaten önemli olan da gençlerin bunun farkında olması.
 Atatürk Gençliğe Hitabe'yi bu yüzden yazdı.
 Allah sizi başımızdan eksik etmesin....🤲🙏🇹🇷🤘🐺❤️🙋‍♂️
 

#728
Sedqt

12 Şubat 2025

Ümit beyi saygıyla selamlıyorum, başında olduğü siyasal hareket hergün daha güçlenecek, tartışmasız öneme sahip konumu TÜRK milletinin gururu. Başına gelen haksızlığın nedeni siyasal hareketim gücü ve potansiyeli.Bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını diliyorum, yapılacak çok iş var.
Saygılarımla.

#378
Adem Ö.

11 Şubat 2025

Değerli ve kıymetli başkan…Çıktığın bu kutlu yolun tam bir dava olduğunu ve bu davanın sonu kutlu bir zafer olacağından kimsnin şüphesi yok.    Çok şey yazmak isterim ama sizi ve kendimi zor durumda bırakmamak için,cümlelerimi seçerek kullanacağım.   Türk milliyetçiliği,Atatürk’ün mirası olması rağmen cumhuriyet tarihi boyunca belirli zümreler tarafından yok sayılmıştır. Biz şuan (Türk milliyetçiliği) dip dalgası olarak daha güzel ve Türk beldemizi arınmış şekilde düzlüğe çıkaracak inanca ve azme sahibiz ve geliyoruz.Hapiste olduğunuz günleri maphus anlayışı değil daha büyük bir mücadelenin,hazırlığı olarak kabul edip kendinizi zinde tutun.Sizlere en kalbi duygularımla selam eder,bu hukuksuzluğu tez zamanda son bulup sizleri de tekrardan aramızda görmeyi Allahtan niyaz ederim.Allahaısmarladık.

#215
umut

11 Şubat 2025

Ben 23 yaşında bir TÜRK genci olarak ilk oyumu gururla Ümit ÖZDAĞ ve zafer partisine atmış bir gencim. Bir sonraki oyumu da atmak için sabırsızlanıyorum... Hocam memleket TÜRK düşmanı ve bu yüce milletin kötülüğünü isteyen yaratıklar ile dolu bir an önce çıkmanızı onlarla mücadele etmenizi dört gözle bekliyorum zira siz bunu yaparken TÜRK milleti size desteğini asla sakınmayacaktır. Kendinize dikkat edin sağlığınıza dikkat edin. Umarım en kısa sürede görüşmek üzere.
Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.
-Mustafa Kemal Atatürk

#369
Mustafa S.

11 Şubat 2025

Türk milletinin en büyük sorunu olan sığınmacı ve kaçak sorunu mertçe dile getirdiniz. Çünkü sığınmacı ve kaçak sorunu Türkleri Anadolu'da azınlığa düşürüp ülkeden silme projesidir. Ülkenin en iyi muhalefet lideri oldunuz mecliste grubunuz yoktu ama ana muhalefetten daha çok ses getirdiniz. Yüce Türk milleti size minnettardır Türk'ün öksüz olduğu bir yerde sesimiz oldunuz şimdi sıra bizde Türk milleti her daim mertçe duruş sergileyen liderlere sahip çıkmıştır desteğimiz tamdır. Tez zamanda özgürlüğe kavuşmanız dileğiyle. Atatürk'ün askeri bir öğretmen.

#1073
Mustafa G.

20 Şubat 2025

Selamlar sevgili Ümit Hocam. Tanrı yanınızda olsun. Türk milleti ödediğiniz bedeli unutmaz. Sizi seviyor sağlığınız için dua ediyoruz. En kısa zamanda kavuşmak dileğiyle. 

#634
Selda K. A.

12 Şubat 2025

Sayin Özdag,
Siz , su an bulundugunuz yerle sinirli degilsiniz.
Bedeninizi ve sesinizi Silivri'de tutuyor olabilirler ama su an ayni anda yüzbinlerce Türk Gencinin kalbindesiniz, evindesiniz, arkadas sohbetindesiniz, ders calistigi odalardasiniz. 
Biz ,orta yasli nesilinde merakinda ve endisesindesiniz :)
Ayni anda pekcok yerde mevcutsunuz. 
Yazdiginiz Kitaplar ve Vatansever eylemleriniz sizi gelecege tasimaktadir. 

Silivri'deki saygi durusunuz ise, biz Cumhuriyetcilere ,Laiklere ve Vatanseverlere ilham vermektedir. 
En yakin zamanda yeniden bulusmak üzere, saglicakla kalin. 


#1505
CAN G.

09 Nisan 2025

Hocam merhaba. Yazdıklarımı size canlı olarak da göndereceğim ancak bu yöntem belki daha hızlı olur diye öncelikle buradan yazmak istedim. Ben Can Gürsoy. 44 yaşındayım, doğma büyüme İstanbul Ataköylüyüm. Annem babam malum koyu CHPliler  ama ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum ve böyle öleceğim. Baba tarafım Kırım; anne tarafım da Bulgaristan göçmeni. 5,5 yaşında ikiz kızlarım-ellerinizden öper- boşanmış olduğumuz için Silifkede yaşıyor. Bakırköyde serbest avukatlık yapıyorum ve mesleğimde 20.yılıma giriyorum. Sizin açlık grevinize girdiğinizi duyar duymaz istemsiz bir şekilde 28 Mart Cuma sabahı aracımı Silivriye doğru sürdüm. Hem bayramınızı kutlamak hem de sizinle konuşmak istemiştim. Her ne kadar meslekte 20 yıllık olsam da alanım ceza değil. Bu nedenle ilk defa sayenizde ünlü Silivriyi de görmüş oldum. Ne var ki sizin bulunduğunuz kampüse geldiğimde gardiyanlar, benden önce 30 kişi, bunun 4 tanesinin de mv olduğunu, ayrıca sizin tanımadığınız kişilerle görüşmekten imtina ettiğinizi söyledi. Biraz sakince düşündükten sonra İstanbula dönmemin daha sağlıklı olacağı kanısına varıp gerisin geri döndüm. Şimdi diyeceksiniz ki lafı fazla uzatma daha yapacak işimiz gücümüz var. Evet hocam ben de sizle görüşebilseydim tam da bunu söyleyecektim. Sizinle yapacak çok işimiz var, siz bize; benim yavrularıma, Türk Gençliğine lazımsınız. Yaptığınız çok saygı duyulacak bir şey ancak doğru değil; lütfen bu yanlışınızdan dönününüz. 
Bu arada iddianameniz hazırlanmış; hayırlısı olsun. İçinde ne var diye bakmadım ancak boş bir iddianame olduğunu siz de ben de gayet iyi biliyoruz. Bu kara delikten alnınızın akıyla yakında çıkacaksınız hocam ama sağlıklı kalın, sağlıkla çıkın. Şu güzelim ülkeyi, on yıllardır uyuyan, uyutulan Türk milletini karanlıktan aydınlığa çıkaracak olan sizsiniz; sizin liderliğiniz Türk gençliğine ilham verecek, sayenizde yine Türk milleti iktidara gelecek. Hocam, siz bize lazımsınız. Şimdilik burada bitiriyorum ama bu bir bitiş değil; sadece başlangıç. Sizi görmeye yeniden geleceğim ama bu sefer daha hazırlıklı ve erken geleceğim. Umarım ve dilerim görüşürüz Hocam. Ellerinizden öperim, saygılar.

Can  

#393
İsmail E.

11 Şubat 2025

Değerli Ümit hocam,

Bugüne kadar Türk milletinin menfaatlerini korudunuz. Hala daha korumaya devam ediyorsunuz. Bu çözüm süreci dedikleri şeyi sonuna kadar baltayacağınızı tekrarca dile getirdiniz. Siz bizim hakkımızı bizden daha çok savundunuz. Bende bir Türk genci olarak sizi severek dinliyor, izliyor, takip ediyorum. Şunu bilmenizi isterim ki yetişen yeni nesil her şeyin farkında. Tüm gerçekliği ile her şeyi görüyoruz. Sonuna kadar Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyeti koruyacağız. Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliğinden, laik, demokratik, sosyal ve hukuk devletinden taviz vermeyeceğiz! Sizin tutuklu olmanız, şehitlerimizin anısına bir saygı duruşudur. Siz bize umut oldunuz hocam, belki de siz olmasaydınız hiçbir umudumuz kalmazdı ortada karamsarlık hakim olurdu. İyi ki varsınız. Umarım en kısa sürede tutukluluğunuz biter ve tekrardan Türk milletine gerçekleri anlatmaya devam edebilirisiniz. Kalbimiz ve umutlarınız sizinle hocam, kendinize çok ama çok iyi bakın.       

KAHROLSUN İSTİBDAT, YAŞASIN HÜRRİYET.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

#885
Suden

12 Şubat 2025

Merhaba bu düzen artık değişmeli ve sizin sayenizde olacağını umut ediyorum. Tekrar adınız gibi ümit oldunuz. Seçimde oyum size 

#513
Ergin D.

11 Şubat 2025

Sayın Ümit Özdağ Hocam sizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Ulkemiz için gerçek Türk milliyecisi ve Mustafa Kemal Atatürk sevdalısı olan siz değerli büyümüzün herzaman yanında olacağız. Haklıların ve dürüst insanların haksız yere yargılandığı ve hapse atıldığı bir sistemde ne yazıkki büyük hayal kırıklığı ile izlemekteyiz. En kısa sürede sizleri yine görevinizin başında görmek Gercek cumhuriyetçi Türk milliyecisini çok mutlu edecektir.sizi en kısa sürede aramızda görmek istiyoruz.ve yapılan haksızlığın ve yanlışın düzeltilmesi için takipcisi olacağız. Saygı ve sevgilerimle Ne mutlu Türküm diyene ne mutlu Mustafa Kemal Atatürk evlatlarına 

#1307
Dilek O. D.

22 Şubat 2025

Değerli başkanim1 aydır içim cayır cayır yanıyor Orada olmanızı hazmedemiyorum Ülkeye ne oldu böyle Türk'ün hakkını savunan başkan içerde, bebek katili ise şartlar sunarak dışarı çıkarılmak isteniyor Çıldırmak üzereyim Bu vatan bunları haketmiyor İnşallah en yakın zamanda özgürlüğünüze kavuşur aramızda olursunuz Ellerinizden öper,saygılarımı sunarım Allah'ıma emanetsinizZafer partisi üyesi Dilek OĞUZ DOĞRU 

#108
Murat O.

11 Şubat 2025

Sayın başkanım, değerli hocam, en büyük Türk dostu;
İçinde bulunduğunuz art niyetli durumu ilk günden itibaren üzüntüyle takip ediyoruz. Normal bir vatandaş olarak, elimizden sosyal medyadan destek vermekten başka bir şey gelmiyor ne yazık ki. 2 yaşındaki kızım bile ümit demesini öğrendi. Onların ümidi de umudu da sizsiniz. En kısa sürede adaletin yerini bulacağını temenni ediyoruz. Yüce Türk Milletinin siz ve sizin gibilere ihtiyacı var. Yaşasın Türk ırkı. Yaşasın Mustafa Kemal çizgimiz.

#1204
Ercan K.

20 Şubat 2025

 Değerli başkanım, hocam ;
 Sizi görmeyi o kadar çok özledik ki bunu anlatmam çok zor. Tv'de çıkacağınız gün  önceden annem ve babama sizi izlemeleri için mesaj atar ve durum olarak görseli paylaşırdım ki arkadaşlarım görsünler diye.Hatta zaman zaman konu açıldığında abime ve arkadaşlarıma sizi desteklemeleri için iknâ ederdim.Sizden başka kimsenin bu ülkede muhalefet yapamadığını anlatırdım onlara.
 Sizi en son Antalya'daki son mitinginizde annemle beraber izledik...Ne olduysa o günden sonra oldu....Şeytani bir güç sizi bizlerden uzaklaştırdı. Hala nasıl olduğunu anlayamadık.Bu bize büyük bir öfke ve hüzün veriyor. Tv'lerde bu adaletsizliğe yeterince yer verilmemesi öfkemizi daha da arttırsa da bizler ÜMİT'liyiz. Hak yerini elbet bulacaktır.
 Dualarımız sizinle....Ümit ediyoruz ki kısa süre sonra sizi tekrar aramızda göreceğiz.

 Sizi sevenlerin ; sanılandan daha fazla olduğunu biliyorum.  Allah size sağlık versin ve sizi tekrar bize bağışlasın.
 İyiler her zaman kazanır... Türk milleti sizinle....

#1066
Berkay Ö.

19 Şubat 2025

Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ'a

Ümit Hocam, siz beğendiğim bir akademisyensiniz ve ülkecek geçtiğimiz bu süreçte çözüm adı altında ihanettir, teğmenlere kurulmak istenen kumpaslar ve bir Ergenekon - Balyoz tertip operasyonları süreci için düğmeye basılması... Gerçi 22 yıl boyunca çok ihanet ettiler Türk milletine. Türk adı, Mustafa Kemal Atatürk adı her yerden silindi, Ne Mutlu Türk'üm Diyene tabelaları kaldırıldı, andımız yasaklandı, Habur Sınır Kapısı'ndan teröristler davulla zurnayla karşılandı, Abdullah Öcalan'ın mektubu açıkça Diyarbakır halkına okundu, Şivan Perwer ile İbrahim Tatlıses ile kol kola girip megri megri diyerek hayal çektiler, okyanus ötesinden talimat alarak TSK'yı tertip operasyonları ile yıprattılar, Türkçe Olimpiyatları'nda "bitsin bu hasret, dön gel, hocaefendi" yağlaması yaptıkları Fethullah Gülen adlı zata 15 Temmuz' dan sonra FETÖ dediler ve sonra MHP - AKP birlikteliği şimdi DEM - MHP - AKP işbirliği. Bu süreci baltalayacaktınız korktular sayın Özdağ. Sizden korktular. Vatanseverlerin içeride, hainlerin mecliste olduğu bir Türkiye'de sizin bu süreçte arkanızdayım. Bunu size bir Türk genci ve siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümü okuyan sıradan varlık olarak yazıyorum. Siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümü okumamda öncü olarak sizi seçtim. Ne mutlu bana ki sizi örnek almışım. Ne mutlu bana ki sizin Gazi Üniversitesi'nde son nesil öğrencilerinizden olan Hasan Bozkurt Çelik'ten eğitim alıyorum. Size memlekete yaptıklarınızın için çok çok teşekkür ederim. Bu hukuksuzluğun ise bir an önce bitmesini ulu Tanrı'dan dilerim. Kaşif Kozinoğlu gibi sizinde suikaste kurban gitmemeniz dileğiyle... Sizi terör ve örgütlerle ilişkin savcılıkta yargılayan ve sizi ağır suçluların ve teröristlerin bulunduğu Silivri F tipi cezaevinde yargılayan Erdoğan adaletinden, günümüzün Zekeriya Öz'ü Akın Gürlek'ten hıncımızı ve kinimizi alacağız and olsun!
Mektubu sizin sahibi olduğunuz bir şiirle kapatmak isterim:
"Tan atarken yüce Tanrı Dağı'ndan,
Kürşad'ın gür sesi duyulacak:
Atlar Vey Irmağı'nda sulansın,
Güneş doğduğu yerde karşılansın.
Emri tekrar edecek
Gök, toprak, deniz,
Bozkurtlar uluyacak bütün Anadolu'dan:
Biz de sizdeniz, Biz de sizdeniz. "

1909' da nasıl II. Abdülhamid'in istibdatına son verdi isek günümüzde köhne sarayında hüküm süren Erdoğan'ın istibdatını da Türk milleti son verecektir.

Esenlikle kalın, Türklük ile kalın, Cumhuriyet ile kalın, bilim ile kalın ve en önemlisi sağlıcakla kalın Ümit Hoca'm... Bir gün görüşmek dileğiyle... Kendinize iyi bakın Ümit Hocam. İlaçlarınızı almayı aksatmayın.

Ve çekinmeden demek istiyorum ki:
KAHROLSUN İSTİBDAT YAŞASIN HÜRRİYET!

Sevgi ve saygılarla
Berkay Özdemir 

#706
Gülse A.

12 Şubat 2025

Sayın Ümit hocam bu zor günlerde sizin desteğinizi her koşulda hissediyoruz. Siz bu ülkenin ümidisiniz. Gençlik her daim yanınızda. Lütfen kendinize çok iyi bakın, sağlığınızı koruyun, dualarımız sizinle.

#1032
Güler Y.

15 Şubat 2025

2 yıl önce artık ülkemizin geleceğinden tamamen ümidimi kestiğim zamanları yaşıyordum. Daha 15 16 yaşlarında sadece derslerime çalışıp gençliğimin tadını çıkarmam gerekirken ülkemin geleceği için stres çekiyordum ki hala çekiyorum. Gelecekte iş bulamama sıkıntısı,yoksulluk, göçmenler, enflasyon, sters, bunalım her olumsuz şey beynimin içinde dönüp duruyordu. Hiçbir partiden ümidim yokken sizi tanıdım ümit hocam. İnstagramdan takip etmeye,yaptığınız konuşmaları, planları okuyup dinlemeye başladım. Yemin ederim ki artık geleceğimiz için bir umut var sonunda Atatürkçü, Türk'e değer veren, halkın sesini duyan, gençlere kulak veren birisi var dedim. Sizi çevreme anlattım dinleyin bu adamı Türkiye Türkleri için bir umut anlayın,dedim. Ve şunu anladım ki ümit hocam belirli bir kitle var, tek kişiye bağlılar ve ilah gibi tapıyorlar. Ne çocukları umurlarında ne de başka bir şey. Fakat artık onların vadesi doldu ve sıra gençlere, yeni nesile geldi. Bizim için şu zamanın tek kurtarıcısı sizsiniz. Ve dikkat çekiyorsunuz. Yaptığınız sonuna kadar doğru olan konuşmalar halkın gözünü açtığı için tehdit oluşturdunuz ve hiçbir suçunuz günahınız yokken bir anda hapishanelere düştünüz. Gelecek, davamızdan vazgeçmediğimiz sürece bize ışıkla parlayacak. Sizi bir parti başkanı olarak değil samimiyetinize güvenerek bir abi gibi görüyoruz. Biz size güveniyoruz. Sizde bize güvenin başkanım. Asla yalnız değilsiniz. Türk genci arkanızda. Ve emin olun bu gençler yanınızdayken hiçbir güç bizi durduramaz. 

#972
Derviş T.

13 Şubat 2025

Merhaba sayın başkanım, umarım sağlığınız sıhhatiniz yerindedir. Öncelikle adaletin ve yargının yıllardır sallantıda olduğu ülkemizde bu adaletsizliğin sizi de bulması oldukça üzücü. Ama yine de geri adım atmayacağınızı ve biz Türkleri ve vatanımızı savunmaya sesimizi duyurmaya devam edeceğinizden hiç şüphemiz yok. 
Partizanlığın ve takım tutar gibi parti tutmanın devam ettiği ve ne yaparlarsa yapsınlar ölümüne sizinleyiz diyen zihniyet yüzünden bu hallere düştüğümüz şu günlerde sizin gibi gerçek bir milliyetçiye çok ihtiyacımız var. Sırf Atatürk kurdu diye CHP (Atatürk ilke ve inklaplarıyla alakası kalmadı.) yi destekleyen, sırf Alpaslan Türkeş'in partisi diye MHP (milliyetçilikle alakası kalmadı.) yi destekleyen, sırf ağızlarından Allah ve kitabı eksik etmiyorlar diye AKP (muhafazakarlıkla alakası kalmadı , aslında hiç olmadı.) yi destekleyen halkımız umarım bir gün gerçekten uyanır ve bizleri, vatanımızı gerçekten düşünüp önemseyen sizin kıymetinizi anlar. 
Sağlığınıza duacınız başkanım biliyorum son genel seçimde kazanacağı gün gibi açık ve ortada olan Mansur Yavaş'ı aday göstersinler veya biz aday gösterelim diye çok çaba harcadınız fakat malesef yine Kılıçdaroğlu ve onun koltuk sevdası yüzünden milletimiz makus kaderini yaşamaya devam ediyor. Umarım önümüzdeki seçimde sayenizde bu öğrenilmiş çaresizliği aşacağız.
En içten dileklerimle ...

#1495
Adnan E.

02 Nisan 2025

Sayın Ümit Özdağ,

Öncelikle, bu zorlu süreçte gösterdiğiniz metanet, cesaret ve kararlılığınızdan dolayı size en derin saygılarımı sunuyorum. Siz, Türk milletinin onurlu ve şerefli bir evladı olarak, gerçekleri haykırmaktan asla çekinmediniz. Haksızlık karşısında dimdik durarak, biz gençlere ilham verdiniz. Bugün sizi haksız yere bir hücreye koyanlar, yarın tarih önünde hesap verecektir. Ancak sizin cesur duruşunuz, bizlerin vicdanında çoktan hak ettiği yeri aldı.

Ben, 22 yaşında bir üniversite öğrencisi olarak, sizi ve mücadelenizi yürekten destekliyorum. Bugün sizin esir edilmenize göz yumanlar bilsinler ki, bu dava burada bitmeyecek! Biz gençler olarak, sizin yolunuzda, Türk milletinin bağımsızlığına, onuruna ve birliğine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Adaletin bir gün mutlaka tecelli edeceğine inanıyor ve o güne kadar mücadelemizi sürdüreceğimize söz veriyorum.

Türkiye'nin içine sürüklendiği bu kötü gidişatı durduracak, milli kimliğimize ve bağımsızlığımıza sahip çıkacak gücü yine bu milletin evlatları gösterecektir. Siz, bu uğurda canla başla mücadele ederken, bizler de dışarıda, kalemimizle, sözümüzle ve eylemlerimizle bu davayı yaşatacağız.

Sizi yalnız sanmasınlar. Binlerce, milyonlarca vatansever Türk genci olarak, sizin yanınızdayız! Gözünüz arkada kalmasın; çünkü biz buradayız ve buradayız kalacağız! Bir gün bu esaret sona erecek, adalet yerini bulacak ve haklı olan kazanacaktır. O güne dek, size olan desteğim ve dualarım daimdir.

Yaşasın Türk milleti! Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!


#932
Gizem A. D.

13 Şubat 2025

Sayın başkanım,


Ülkede gerek adalet gerek ekonomi berbat bir sosyal çürümenin ortasındayız hakimler savcılar bile tarafsız değiller onların kararları bizler için yok hükmünde birilerinin maşası olmuşlar. Türk demekten gocunup Türkiyeli gibi yeni bir kavramı hayatımıza sokmaya çalışıyorlarken siz ve sizin gibi insanların var oluşu bizler için çok kıymetli devran bir gün dönecek asıl hesap vermesi gereken kişiler yargı önüne çıkacak ümidimizi kaybetmiyoruz inadına var olmaya devam edeceğiz. En yakın zamanda özgürlüğünüze kavuşmanız dileğiyle. İyi ki varsınız…

#10
Tülay A.

29 Ocak 2025

Sayın Prof.Dr Ümit Özdağ      Zafer Partisi Genel Başkanı 
      Baskanım  ben Hitit Vergi Dairesinde  Gelir Uzmanı  olarak  çalışan  memurum.Ayyildız Hareketinden  itibaren  sizinle çalışmaktayım, çünkü  devlet  yönetmenin  bilgi, donanım, uzmamlık  ve gerçekten  vatanı  sevmekle  olması gerektiğinden  günün birinde mutlaka sizin yöneteceğinize inanmaktayim.


Allahın  izniyle mutlaka  ülkeyeyi  bu dar boğazdan  kurtaracak  vatan  severlerden  birisiniz. Benim şöyle  bir felsefem  vardır. Ben hayatla  savaşıyorum, bazen  yeniyorum,  bazen  yeniliyorum,  ama  asla esir  düşmüyorum. Yeni cephelere  yöneliyorum.
Siz vatanın  geleceği  için  vatansızlarla savaştığıniz  için tutuklusunuz, sizin  önderliğizde  Zafer  Partisi  ve Yüce  Türk  Milleti mutlaka kazanacaktir.
  Türk  Milleti  geleceği  için   sizi  beklemektedir.    Allahın selameti  ve mucizesi sizinle olsun.    Sağlıkla,  bütün  tehlikelerden uzak, içeride  değil  dışarıda kalın.

 

#835
mehmet S. Ç.

12 Şubat 2025

Saygıdeğer Hocam,

Ben bu mektubu size, 40 yaşında bir işsiz olarak yazıyorum. Geçmiş zamanlarda sizinle bir kez görüşme fırsatım olmuştu. Sosyal medyada ve diğer mecralarda sizi desteklemek için elimden geleni yapıyorum. Şunu belirtmek isterim ki benim gibi size mektup yazmak isteyip, fişlenme korkusuyla yazmaktan çekinen çok sayıda insan olduğunu biliyorum. Bunun yanı sıra, benim gibi korkmadan size mektup gönderenlerin de varlığından haberdarım.

26 Ocak 2025 tarihinde (ben bu mektubu yazdığım günün gündüz vakitlerinde) Zafer Partisi’nin Büyük İzmir Mitingi yapıldı. Meydandaki kalabalığın görmenizi çok isterdim. Aynı zamanda, sosyal medya mecralarından da yüzbinlerce kişi bu mitingi takip etti. Siz esaretten kurtulduğunuzda daha büyük mitingler yapacağımızı umut ediyorum, inşallah.

Yayınladığınız "İKİNCİ TEK PARTİ DÖNEMİ - AKP'NİN YUMUŞAK  HEGEMON PARTİ PROJESİNİN ANATOMİSİ" adlı kitabın 47. sayfasında yer alan "Hakim parti" tanımını bu dönemde daha net bir şekilde anlayabiliyorum. ve görüşlerinizin ne kadar doğru olduğunu anlayabiliyorum.

Sözlerime son verirken sosyal medyada ve sokakta sizi destekleyen çok sayıda insan olduğunu bilmenizi isterim. Yalnız olmadığınızı asla unutmayın.

Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!

Saygılarımla,  
(Hocamıza yazılı olarak cezaevine gönderdiğim bu mektubu burada paylaşmak istedim. Gönderdiğim mektubun hocamıza ulaşıp ulaşmadığını bilemiyorum. )

#1549
Gökhan K.

10 Haziran 2025

Sayın Genel Başkanım, Sayın Hocam,

Öncelikle sizleri en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Çok değerli Genel Başkanım, sizler sözde "çözüm süreci" bahanesiyle yaklaşık 142 gündür tutuklusunuz, adeta bu süreç için rehin tutuluyorsunuz. Bu vahim durum karşısında, ailenizin yaşadığı sıkıntıları ve çektiği üzüntüleri büyük bir hüsran, derin bir kalp kırıklığı ile maalesef takip etmeye de devam ediyoruz. Kıymetli ailenize saygı ve hürmetlerimi sunuyor kendilerine sabırlar diliyorum. 11 Haziran’da sevdiklerinize kavuşmanızı diliyor bunun için dua ediyorum…

Umarım hakim karşısına çıkacağınız gün, özgürlüğünüze kavuşur, adalet yerini bulur ve yeniden aramıza dönersiniz. Çünkü siz, demokratik değerlerin, adaletin, hak ve hukukun yanında duran; her zaman doğruları söyleyen; vatanına, milletine ve tüm yurttaşlarına (hangi kesimden olursa olsun) sahip çıkan bir lidersiniz.

Sayın Genel Başkanım siz her zaman halkın sorunlarını dinleyen, bu sorunlara çözüm üretmeye çalışan; her platformda sahici bir anlayışla, gerçekçi yorumlarla ve net ifadelerle kamuoyunu aydınlatan bir duruş sergilediniz ve sergilemeye de devam ediyorsunuz. Toplumu gerçeklerle buluşturan, birlik ve beraberlik umuduyla yarınlara taşıyan bu tavrınız bizler için çok kıymetli. Çünkü bu ülkenin sizin gibi insanlara gerçekten çok ihtiyacı var.

Ben bir genç olarak, sizin söylemlerinizden, samimiyetinizden, bu vatana olan tutkunuza duyduğum güvenle, herhangi bir art niyet taşımadan, şeffaf, ilkeli ve net bir duruşunuz için sizlere minnet duyuyorum. Ancak belirtmek isterim ki ben, klasikleşmiş ve kalıplaşmış milliyetçi anlayışlara sahip biri hiçbir zaman olmadım, olmayacağım da. Ve görüşüm şudur ki  Zafer Partisi, bugün yozlaştırılmak ve içi boşaltılmak istenen milliyetçilik anlayışına karşı; Atatürk ilke ve inkılaplarını temel alan, toplumun tüm değerleriyle sentezlenmiş yeni bir siyasi anlayışla yola çıkmıştır. Sizler bu partiyi kurarak, Türkiye'nin gerçek ihtiyaç duyduğu bir dönemde halkımıza umut oldunuz. Tüm imkânsızlıklara rağmen partiyi ayakta tutabiliyor olmanız son derece kıymetlidir.

Bugünkü siyasi iklimde Zafer Partisi, sadece alışılagelmiş bir milliyetçilik anlayışını değil, çok daha derin ve geleceğe dönük bir bakış açısını temsil etmektedir. Atatürk’ün çizdiği yolda, vatanın sınırlarını ve milletin geleceğini esas alan parti duruşunuz bizlere ilham vermektedir.

Ben Cumhuriyet’e, Atatürk’e yürekten bağlı, vatanını ve milletini –bu ülkede hangi kökenden olursa olsun birlikte yaşamaktan mutluluk duyduğu insanlarla birlikte– seven sade bir Türk genciyim.

Size daha önce defalarca mektup yazmak istedim. Ancak gündemin sürekli değişmesi ve yaşanan gelişmeler, düşüncelerimi toparlamamı zorlaştırdı. Bu satırları, çıkışınıza yakın bir zamanda yazmak istedim. Umarım mektubum sizlere ulaşır.

Tutuklandığınız günden bu yana geçen süre içinde yaşanan gelişmeler, bir genç olarak beni oldukça tedirgin ediyor. Sizin bu ülke için kurduğunuz hayalleri, gençler için yaptığınız gelecek planlarını yıkmaya, onları dört duvar arasına almaya ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar bu fikirlerin ve hayallerin kalbinizde zihninizde korunduğunu biliyor ve hissediyorum.

Siz bu Cumhuriyetin parlayan yıldızlarından birisisiniz, sizi karanlığa asla mahkum edemeyeceklerdir! Türk Milleti buna asla müsaade etmeyecektir!

Yaşadığımız süreçler sonucunda ki adaletsizlikten doğan kaygılar sadece bana ait değil; benim gibi vatanını, milletini seven, ülkesi için endişe duyan birçok insan da aynı hissiyatı yaşıyor. Şimdi yeni bir çözüm süreci ile karşı karşıyayız. Hepimizin bildiği gibi, birinci çözüm sürecinde yaşananlar yakın geçmişimizin acı birer hatırası olarak hafızalarımızda hâlâ çok taze. O süreç sonunda yaşanan Sur olaylarında hayatını kaybeden vatan evlatlarımızı rahmetle anıyor, yakınlarına sabır diliyorum. Şehitlerimiz bu ülkenin güvenliği, bütünlüğü ve orada yaşayan yurttaşların geleceği için canlarını feda ettiler…

Tıpkı her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da şehitlikler ziyaret edildi. Ancak bu bayram farklıydı... "Terörsüz Türkiye" söylemi altında yürütülen sürecin yansımaları ve yapılan açıklamalar, şehit aileleri açısından derin bir kırgınlık ve onur yarası oluşturdu. Bugün birçok şehit yakını, büyük bir acıyla şu soruyu kendine sormaktadır:
"Benim evladım neden şehit oldu? Boşuna mı canını feda etti…?

Bu soruları hem sosyal medyada hem toplu taşıma araçlarında, hem de mezarlıklarda yapılan ziyaretlerde duyuyoruz. İnsanlar artık bu acıyı içlerine sığdıramıyor. Dün milliyetçilik söylemiyle her alanda 'Türklük' vurgusu yapan siyasi çevrelerin, bugün tam tersi bir çizgide yürümeleri; dün hakaret ettiklerine bugün sarılmaları; devletin bütün mekanizmalarıyla bu çelişkiye zemin hazırlanması insanları derinden sarsıyor. Özellikle şehit aileleri bu durumdan son derece rahatsızdır.

Ben bir genç olarak bu durumun nasıl olması gerektiğine dair kendi görüşlerimi, naçizane de olsa, paylaşmak istiyorum. Atatürk ve  Cumhuriyet aşığı bir genç olarak, belki doğru, belki eksik ya da fazla ama içtenlikle ifade edeceğim bazı düşüncelerim var. Ve bunları Türkiye’de yalnızca sizinle paylaşabilirim. Çünkü siz, bu konunun ciddiyetini bilen, yıllardır siyasetin içinde olan, dünya siyasetini ve güvenlik politikalarını yakından takip eden, ileri görüşlü bir siyasetçi ve bir eğitimci olarak bu ülkenin gerçekten ihtiyacı olan bir lidersiniz. Sadece bu nedenle değil, aynı zamanda size duyduğum büyük saygıdan dolayı da bu satırları yazıyor, düşüncelerimi doğrudan sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle sizin de sık sık vurguladığınız gibi, Sayın Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz genel seçimlerin ardından yaptığı kısa ama derin anlamlar barındıran bir açıklamayla başlamak istiyorum. Sayın Bahçeli, yerel seçimlerden hemen sonra şöyle demişti:
“Türkiye yeni bir döneme giriyor. Her şey değişecek… Umarım Türkiye değişmez.”

İlk duyduğumda bu sözlerin ağırlığını tam anlayamamıştım. Fakat zaman geçtikçe, özellikle sizin değerlendirmelerinizi dinledikten sonra, bu sözlerin rastgele söylenmediğini, arkasında dizayn edilmiş bir sürecin bulunduğunu fark ettim. Bugün gelinen noktada, sizin o günkü yorumunuzun ne kadar isabetli olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

Sayın Bahçeli’nin, çok değil birkaç yıl öncesine kadar terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için kullandığı ifadelerin, bugün nasıl “kurucu önder” gibi tanımlamalara dönüştüğü kamuoyunun vicdanında derin bir sarsıntı yaratmıştır. Sayın Bahçeli’nin, bu söylem değişimini kamuoyuna açıklama sorumluluğu vardır. Eğer bu noktaya gelecekti ise, neden 20-25 yıl önce gelmedi? Neden bu ifadeleri o günlerde kurmadı? Eğer bu düşünceler samimiyse, neden binlerce vatan evladı toprağa düştükten sonra gündeme getiriliyor?

Ne yazık ki bu sorulara bugün hiçbir yanıt alamıyoruz. Dahası, karşısında ki hiçbir gazeteci bu konuyu ne açıkça sorabiliyor ne de kamuoyuna sağlıklı bir açıklama yapılıyor (gerçi bu soruyu soracak gerçek bir gazeteci var mıdır kalmış mıdır onu da bilemiyorum. Belki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar gerçek gazeteciler kalmıştır. Ancak onlara da bu isimlere çıkıp asla bir röportaj vermez veremezler). Oysa geçmişte hem terör örgütüne hem de bazı siyasi partilere karşı çok sert ifadeler kullanan bir liderin, bugün tam zıt yönde bir tutum alması vicdanları yaraladığı gibi olması gereken ilkeli siyasi duruşu tam anlamıyla yok etmektedir.

Ben burada herhangi bir siyasi lidere ya da partiye hakaret etmek niyetinde değilim. Öyle bir şey haddime de değildir. Aksine, siyasi görüşlere ve liderlere saygı duymanın bir vatandaşlık sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Tabii bazı partilerin ismini bile anmak istemediğimi de belirtmek isterim. Bu da benim şahsi duruşumdur. Ancak sade bir yurttaş olarak bazı sorulara cevap arama hakkımın olduğuna da inanıyorum.

Bugün yine “anayasa değişikliği” söylemleriyle bir süreç yürütülüyor. Bu süreç “Terörsüz Türkiye” başlığı altında sunuluyor. Elbette hiç kimse Türkiye’de terör olsun istemez. Ama geçmişte de “Analar ağlamasın” başlığıyla benzer bir süreç yürütüldü ve buna itiraz edenler, “Sen analar ağlasın mı istiyorsun?” söylemleriyle susturulmaya çalışıldı. Bugün de aynı durumla karşı karşıyayız: İtiraz eden, soru soran ya da şüphe duyan herkes, “Sen terör mü istiyorsun?” şeklinde bir söylemle baskılanıyor. Senaryo kurucuları yine iş başında…

 

Aynı senaryo, bu kez daha ustaca, daha makyajlı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Peki, “Sen bir Türk evladı olarak bu sürecin nasıl işlemesini istersin?” diye sorulursa, açıkça şunu söylerim:

Ben, bu topraklarda hiçbir çatışmanın olmadığı; insanların kardeşçe, eşit, mutlu, huzurlu, adaletli bir düzende yaşadığı; demokrasinin, hukukun, hak ve özgürlüklerin herkes için geçerli olduğu bir Türkiye hayal ediyorum. Hangi kökenden olursa olsun herkesin birlikte, refah içinde yaşadığı bir ülke...

Ancak görüyoruz ki bugün yürütülen süreç, samimi bir barıştan ziyade siyasi menfaatlerin gölgesinde ilerliyor. Ve bu süreçte en çok yıpratılan yine Cumhuriyet değerleri ve Atatürk’ün mirası oluyor. Bugüne kadar hiçbir dönemde görmediğimiz kadar yoğun ve sistematik bir şekilde, Atatürk’ün hatırasına yönelik bir “operasyon” yürütülüyor. İsim vermeye gerek duymuyorum ama bunu yapanlar, açıkça Türk milletinin hafızasıyla ve duygularıyla oynuyor.

 

İmralı ziyaretleriyle başlayan yeni süreçte nereye gidileceği konusunda hepimizin endişeleri var. Abdullah Öcalan, yakalandığında “Ben Türk devletinin yanındayım, emrindeyim” demişti. Peki, Sayın Bahçeli o zaman neden bu sözleri ciddiye almadı da, neden şimdi gelen çağrılara bu kadar kıymet veriyor? Eğer samimiyse, neden 20 yıl boyunca bu yaklaşımı benimsemedi? Neden onca can, onca zaman, onca kaynak heba olduktan sonra bu noktaya gelindi? Bunun cevabını hem kamuoyuna hem de bu ülkenin şehitlerine gazilerine yakınlarına vermek zorundalar!

 

Bugün yürütülen sürecin ne yazık ki samimi olmadığını üzülerek ifade etmek zorundayım. Keşke bu süreç gerçekten iyi niyetle, açık ve şeffaf bir biçimde yürütülse... Ve içinde sizin gibi tecrübeli, ilkeli, milletin güvenini kazanmış siyasetçiler de yer alsa. Türk milletinin gözleri önünde, televizyonlar karşısında, açık oturumlarda tartışılarak, milletin bilgisi ve onayıyla ilerlese… O zaman bambaşka bir tabloyla karşı karşıya olabilirdik. Ancak şu an yaşananlar bu şekilde yürümüyor. Bu süreçte, Türk devleti için canını ve bedenini feda etmiş şehitlerimiz, gazilerimiz ve onların aileleri adeta yok sayılıyor. Oysa biliyoruz ki onlar, terörsüz bir Türkiye için en büyük fedakârlığı yapmış insanlardır. Elbette ki böyle bir amaç için üzerlerine düşeni her zaman yapmaya hazırdırlar. Zaten bu ülkenin daha güvenli, daha yaşanabilir olması uğruna canlarını ortaya koymuşlardır. Ancak bu kadar kritik bir süreçte, onların fikri dahi alınmamıştır…

CHP Lideri Sayın Özgür Özel'in, bu süreçte şehit ailelerinin hassasiyetine yaptığı vurgular (sizin de her zaman altını çizdiğiniz gibi) çok önemlidir. Ben bir genç olarak bu hassasiyetin toplumsal düzeyde daha çok dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. Ancak bu süreçte kullanılan dilin de tarafsız, net ve objektif olması gerekmektedir.

Bu noktada özellikle dikkatimi çeken bir hususu paylaşmak istiyorum. Bu sürecin barış getireceği, çatışmasızlık ortamı oluşturacağı söyleniyor. Fakat Dem Partili Tuncer Bakırhan’ın geçtiğimiz günlerde köy korucularıyla ilgili yaptığı açıklama toplumu derinden rahatsız etti. Açıklaması aynen şöyle:

 

“Şimdi inşallah korucu arkadaşlar herhalde işsiz kalmayacak. Hani çatışma, silah bittiyse dünya kadar korucu var. Hayır hayır, bunu öneri olarak da sunuyorum... Elinde silah olacağına, elindeki silahı al ver sopayı, köyde hayvan baksın yani. Hayır gerçekten ya, daha onurlu bir görevdir. Köylüsünü ezme yerine, kendi insanına silah çekme yerine… Söz veriyorum. O geçmişte yaşananlara tabii ki onların da muhasebesi yapılmalı ayrıca. Ama onları da işsiz bırakmamak için parti olarak elimizden geleni yapacağız.”

 

Burada beni asıl düşündüren ve kaygılandıran ifade ise “Geçmişte yaşananların muhasebesi yapılmalı ayrıca” sözüdür.  Ve ‘’Kendi insanına silah çekme yerine ifadesidir’’ Bu cümle, korucuların geçmişte yaptıkları görevlerin sorgulanacağı, hatta bazı operasyonlar nedeniyle bir "intikam muhasebesi" yürütüleceği anlamına mı geliyor? Bu çok tehlikeli bir söylemdir ve kamuoyuna açık bir şekilde izah edilmek zorundadır. Bakırhan daha sonra katıldığı bir programda da bu sözlere yönelik gelen tepkilere rağmen bir özür ifadesi kullanmamıştır. Medyada "özür diledi" şeklinde yer alsa da, açıklamasında herhangi bir özür ifadesi bulunmamaktadır. Köy korucuları bu açıklamalara gereken cevabı vermiştir. Ama asıl mesele şu: Eğer ortada samimi, yapıcı ve barışçıl bir süreç varsa, bu süreçte böylesine provokatif, oportünist yaklaşımlara asla yer verilmemelidir.

 

Ne yazık ki bugün yaşananlar bize sürecin hiçbir şekilde şeffaf yürümediğini göstermektedir. Türk milletiyle süreç hakkında açıkça bilgi paylaşılmamakta, sürekli olarak bir belirsizlik ortamı yaratılmaktadır. İnsanlarımız tedirgin çünkü geçmişte yaşanan acılar hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. Yaklaşık 800'e yakın vatan evladı, benzer bir “siyasi süreç” uğruna hayatını kaybetti yaralandı gazi kaldı…

Bugün TSK’dan Atatürkçü subayların ihraç edildiği bir dönemde, akıllara ister istemez şu soru geliyor: O dönemlerde de, ülkesine ve milletine bağlı vatan evlatları, göz göre göre bir planın parçası mı yapıldı? Liyakatli, deneyimli, cesur polisler, askerler, jandarmalar o çatışmalarda hayatlarını kaybetti. Belki bugün devletin en üst kadrolarında görev alacak, genç nesillere bilgi ve tecrübelerini aktaracaklardı. Yani o dönem yaşananlar, sadece can kaybı değil; aynı zamanda bu ülkenin geleceğine yapılmış büyük bir darbe niteliğindedir. Bu gerçek, artık herkes tarafından açıkça konuşulmalı ve tartışılmalıdır.

 

Bir de günümüz siyasi iklimin de sürekli olarak “Devlet Aklı”ndan söz ediliyor. Peki, nedir bu Devlet Aklı? Ben sade bir vatandaş olarak bu kavramı şöyle açıklamak isterim:

Devlet aklı, somut bir kişiye ait bir düşünce ya da akıl yürütme değildir. Devlet aklı bir mekanizmadır. Bu mekanizma; yasama, yürütme, yargı gibi güçlerin, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve tüm bürokratik yapıların sağlıklı, şeffaf ve denetimli bir şekilde işlemesiyle ortaya çıkan ortak bir akıldır. Yani siz devletin tüm yapısını liyakatle ve adaletle işletebilirseniz, devlet aklı kendiliğinden oluşur. O zaman bireylerin yönlendirmesine ya da keyfi kararlarına gerek kalmaz; sistem zaten bu olması gereken doğru aklı üretir.

Ancak günümüz Türkiye’sinde, bırakın devlet aklını, sağduyudan bile bahsetmek mümkün değildir. Çünkü devletin temel değerleri ciddi biçimde sarsılmıştır. Hele hele güçler ayrılığı ilkesinin ortadan kalktığı bir yapıda, devlet aklından söz etmek bile mümkün değildir. Çünkü gerçek bir devlet aklı; farklı kurumlardan, farklı güçlerden gelen denge ve denetimle oluşur.

Devlet aklı aynı zamanda milletin aklıyla örtüşmelidir. Milletin benimsediği, güvendiği, gelecek umudu taşıdığı bir yapıdan söz ediyorsak, o zaman bu millet o aklın bir parçası olmuş demektir. Ama güvenin kalmadığı, insanların geleceğe dair kaygı taşıdığı bir ortamda, bu kavram yalnızca dar bir zümrenin çıkarları doğrultusunda uydurulmuş yapay bir akıl haline gelir. Bugün yaşadığımız da ne yazık ki budur.

Şayet şeffaf ve samimi bir süreç yürütülmek isteniyorsa, bu sürecin milletin gözünün önünde olması gerekir. Toplumun tüm kesimleri bu sürece dâhil edilmelidir. Örneğin benim bir önerim var: TRT’de bu süreç kamuya açık şekilde tartışılsın. En başta da en mağdur kesimler, yani şehit aileleri ve gaziler bu yayınlara çıkarılsın, onlara da söz verilsin.

Hatırlarsınız, DEM Partili Pervin Buldan, “Anneleri bir araya getireceğiz” demişti. Elbette ki hiç kimse anneler ağlasın istemez. Hiçbir evladın canı yansın, hiçbir gelecek kararsın istemeyiz. Ama gelin, bir soralım: PKK tarafından şehit edilen evlatlarımızın anneleriyle, bu sözde barış masasının diğer tarafındaki kişiler bir araya geldiğinde ne olmasını bekliyoruz? Hatta bu sürece Diyarbakır Anneleri de dahil edilsin bir sorulsun onlara mağduriyetleri. Hatta kendileri Cumartesi Anneleri ni de dahil etsin tüm anneler dahil edilsin. Her şey açıklıkla şeffaflıkla ortaya koyulsun mağdur taraf  kim? kimler mağdur edilmiş? Türk milleti tüm gerçekliği ile görsün. Bu buluşmalar TRT'de yayınlansın, tüm Türkiye izlesin. 

Göreceğiz ki Türk milleti, daima mağdurların ve şehitlerinin yanında durur. Devletine başkaldırmış, öğretmeninden askerine kadar nice masum insanı katletmiş bir örgütün yanında olmaz, olamaz.

 

Sayın Bahçeli, bir zamanlar miting meydanlarında “İmralı canisini serbest mi bırakacaksınız?” diye haykırıyordu. Bugün aynı Bahçeli, dün bebek katili dediği kişiye “umut hakkı” istiyor. Buradan sade bir vatandaş olarak sormak istiyorum: Sayın Bahçeli, ne zamandan beri dünün sizin ifadenizle “imralı canisi” bugünün “barış öncüsü” oldu? Dün vatan haini dediğiniz kişiyi bugün nasıl “kurucu önder” olarak tanımlayabiliyorsunuz? Bu soruların cevabını vermek  millete borcunuzdur. Ayrıca evet Abdullah Öcalan bir bebek katilidir! Bunu biz değil bizzat sorgusunda kendisi ifade etmiştir. Bu da devletin kayıtlarında mevcuttur ve sorgusunu bizzat yapan Emekli Albay Sayın Hasan Atilla Uğur açıklamıştır.

Albay Hasan Atilla Uğur:

"İmralı'da bebek katili Öcalan’ı sorgularken, 'telsizden ses kayıtların var, bebeklerine kadar öldürün diyorsun’ dedim. Verdiği cevap;

'İnsanları PKK'nın karşısında duramaz hale getirmek için bunları söylemem gerekti' dedi.”

Burada net olarak açıkça örgütün büyümesi için bebekleri canice katlettirdiğini itiraf ediyor…

 

 

Eğer gerçekten bir süreç yürütülüyorsa ve bu süreç samimiyse, sadece göstermelik şehitlik ziyaretleri yapmak yetmez. Gerçekten şehit aileleri ve gazilerle oturulmalı, onların acısı paylaşılmalı, soruları yanıtlanmalıdır. Eğer onlar ikna olursa, biz sade vatandaşlar için zaten başka söz kalmaz. Bizim boynumuz onların karşısında kıldan incedir. Ama bugün gördüğümüz manzara şu: Gazilerimiz madalyalarını çıkartıp cebine koyuyor, şehit aileleri mezar başlarında isyan ediyor. Bu, samimi bir sürecin göstergesi değildir. Eğer bu süreç samimi olacaksa, işe madalyasını göğsünden çıkarıp cebine koyan o gazilerimizi ikna ederek başlayabilirsiniz…

 

Burada belki herkes aynı fikirde olmayabilir ama bir hususu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum: Kürt kökenli vatandaşlarımızın mağduriyetleri de vardır. Evet bu mağduriyetin asıl sorumlusu eli kanlı PKK terör örgütütür. Pkk Kürtleri mağdur etmiştir. Zorla dağa kaçırılan, tehdit edilen, eline silah verilen nice gençte bu ülkenin evladıdır. Nitekim Diyarbakır Annelerinin yaşadıkları da ortadadır. Eğer Dem partililer Anneleri birleştirmek istiyorsa işe önce Diyarbakır Annelerinin sorununu çözmek ile başlayabilirler! Mağdur olan Kürt kökenli kardeşlerimiz bu milletin vazgeçilmez ve koparılamaz bir parçasıdır ve zorla suça sürüklenmişlerdir. Bunun ayrımını devlet derin bir ciddiyetle yapmalıdır.  Asıl Kürt sorunu PKK’nın Kürtlere yaşatmış olduğu sorundur asıl Kürt sorunu da budur! PKK, emperyal güçlerin desteğiyle Kürt kardeşlerimizi araç olarak kullanmıştır. Elbette geçmişte devlet gücünü elinde tutan bazı unsurlar, hatalar yapmış olabilir. Bu hataların sorumluları kimse, hesap vermelidir. Eğer ortada bugün o sorumlular yoksa devlet olarak mağduriyetlerin giderilmesi için ortam hazırlanmalıdır. Bunu da açıkça ifade etmekten hiç çekinmiyorum. Ancak devletin gücünü kendi gücü sananların yapmış olduğu yanlışlar tümüyle Türkiye Cumhuriyetinin bir yanlışı olarak kabul edilemez!

 

Bazı Kürt kökenli vatandaşlarımız kendilerini eşit hissetmediklerini ifade ediyorlar. Bu konuda yalnız değiller. Çünkü ben de bir Türk kökenli bir vatandaş olarak kendimi eşit hissetmiyorum. Ama bu eşitsizlik “anayasal vatandaşlık” tanımıyla çözülecek bir şey değildir. Anayasadaki Türk vatandaşlığı tanımı değişse bile bu eşitsizlik ortadan kalkmaz. Çünkü sorun kimlikte değil, hak, hukuk ve adalette yaşanan eşitsizliktedir.

Bugün Türkiye’de yaşayan herkes –Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i, Alevisi, Sünnisi v.d. fark etmez– ekonomik adaletsizlikten, hukukun işlemezliğinden, liyakatsizlikten şikayetçidir. Yani aslında hepimizin sorunları ortaktır. Ve bu sorunlar ancak gerçek adaletli adil bir devlet yönetimi anlayışıyla, şeffaflık ve samimiyetle çözülebilir.

 

PKK’nın sözde fesih bildirgesinde Lozan Antlaşması’nı hedef alması ve Sevr özlemini açıkça dillendirmesi artık herkesin malumudur. Benim bu noktada aklımın almadığı şey ise şu: Diyelim ki bu ülke bölündü, güneydoğudaki topraklarımız farklı bir şekilde yönetilmeye başlandı. O topraklara ayak basacak olan emperyal güçler, gerçekten bu bölünmeyi isteyenlere, “alın, siz yönetin hadi bakalım istediğiniz oldu” mu diyecek? Tabii ki Asla böyle olmayacak. Bu ülkede yaşamakta olan insanlar, başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere, zulüm görecek; emperyalistlerin çıkarları uğruna araçsallaştırılacaklar. Çünkü bu yapıların derdi özgürlük, eşitlik ya da kardeşlik değil; sadece çıkar ve kontrol alanlarını genişletmek. Ama ne mutlu ki Türkiye Cumhuriyeti böyle bir senaryoya asla müsaade etmeyecek! Ve buna toplumun tüm kesimiyle birlikte dur diyecek. Kaldı ki zaten bu ülkeyi toplumun tüm kesimleriyle beraber yönetiyoruz Kürt kökenli birçok siyasetçimiz devletin en önemli kademelerinde görev almaktadır. Bundan kimse de bir rahatsızlık duymamaktadır. Bugün güneydoğu bölgelerinde de genel seçimle demokratik seçimler yapılmakta ve halk sandığa giderek iradesini ortaya koymaktadır. Ancak halkın oy iradesiyle seçilen bazı belediyelere atanan kayyım uygulamaları doğal olarak rahatsızlık yaratmaktadır. Bu konuda eleştiri getiren vatandaşlarımızın haklı noktaları vardır ve ben de bu konuda itiraz edenlerin yanında yer alıyorum. Ancak bu uygulamaların tamamen kaldırılması da doğru değildir. Sizin de geçmişte dile getirdiğiniz gibi, bu sürecin anayasaya uygun, belgeli ve hukuki bir temelde yürütülmesi gerekmektedir. Sadece İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı bir idari belgeye dayanarak yapılan kayyum atamaları, kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Bu konuda daha şeffaf, yargı kararlarına dayanan ve açık delillerle gerekçelendirilmiş bir süreç izlenmelidir

.

Bu arada İç İşleri demişken buradan İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya’ya da şunları söylemek istiyorum;

Haziran 2017’de, PKK terör örgütü tarafından şehit edilen Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimiz, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da anıldı. Ancak ne acıdır ki, bu yıl yapılan anma mesajında “PKK terör örgütü” ifadesi yer almadı. Bu durum, inanın akıl alır gibi değildir. Geçen yıl açıkça “hain teröristlerce şehit edilen” ifadelerini kullanmış olan bir bakan, bu yıl neden bu ifadeden kaçınır anlamış değilim. Düşünebiliyor musunuz ülkenin İç İşleri Bakanı PKK Terör Örgütü diyemiyor…

Sayın Bakan’a buradan sormak gerekir:
Aybüke öğretmenimizi kim şehit etti? Hangi örgüt tarafından şehit edildi?

Bu milletin kalbinde her şehitimiz gibi Şehit Aybüke öğretmenin de yeri hep canlıdır. Ve şunu da açıkça söylemek gerekir: Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı, Aybüke öğretmenin şehadetinde PKK’yı anmaktan çekiniyorsa, durum gerçekten vahim bir hal almıştır.

Siz eksik anmış olabilirsiniz Sayın Bakan, ama ben buradan tamamlamak isterim. Hatta, belki unutmuşsunuzdur diye geçen yıl ki sözlerinizi hatırlatarak anmak isterim:

“Hain teröristlerce şehit edilen Aybüke Yalçın öğretmenimize Allah’tan rahmet, ailesine ve milletimize sabırlar diliyorum.”

Millet olarak yaşadıklarımızı unutmamak, unutturmamak ve acılarımıza sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu topraklar, bedeli kanla ödenmiş bir vatanın parçalarıdır. Bu bedeli ödeyenlerin adını anmaktan, onlara saygı duymaktan geri durmak; bizi millet yapan en temel değerleri zedeler…

 

 

Bugün Türkiye’de bir “Kürt meselesi” var mıdır? Bence vardır. Ancak bu mesele, bazı kesimlerin iddia ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin temel yapısında değil, PKK terör örgütünün yıllardır bölgede uyguladığı baskı, şiddet ve propaganda sisteminde yatmaktadır.

 

En büyük Kürt meselesi; PKK tarafından zorla dağa kaçırılan, eline silah verilen ve devlete karşı kışkırtılan Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı trajedidir. Bu örgüt, Kürt halkının temsilcisi değil, aksine en büyük düşmanıdır. Gerçekten bir çözüm isteniyorsa önce bu acı gerçeğin kabul edilmesi gerekir.

 

Devlet, kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Ancak vatandaşına karşı işlenen suçların affı için mağdurların da rızası gerekir. Bu nedenle çözüm, affetmekten değil, adaleti tesis etmekten geçer.

 

Bazı siyasi yetkililerin son dönemlerde “100 yıllık ara sona ermeli” şeklindeki açıklamaları, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e karşı açık bir düşmanlığın dışavurumudur. Oysa Cumhuriyet, hepimizin ortak değeridir. Elbette her dönemde hatalar, ihmaller yaşanmıştır. Ancak bu durum, Cumhuriyet düşmanlığını haklı çıkarmaz. Hatalar bireylerin ve dönemlerin hatasıdır, Cumhuriyet’in değil. Cumhuriyete her seferinde karşı çıkan ama cumhuriyetin tüm nimetlerinden faydalanan insanların, neden cumhuriyete karşı olduklarını bir türlü anlayamıyorum. Elbette cumhuriyetin her döneminde tam anlamıyla demokrasi yaşanmadı, ciddi aksaklıklar oldu. Bu süreçte bazı mağduriyetler yaşanmış olabilir. Ancak bu ülkede, iktidarı elinde bulunduran herkes, ne yazikki kendi dönemini kalıcı hâle getirmek adına çeşitli yanlışlara imza attı. Ne yazık ki bunun bedelini bütün millet, hatta devlet olarak Türkiye ödedi; bugün de ödemeye devam ediyor. Eğer bir mağduriyet varsa, bu mağduriyetin çözülmesi için gerekli adımlar elbette atılmalıdır. Ancak bu, cumhuriyet düşmanlığını asla haklı çıkarmaz.

 

Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Eğer bu cumhuriyeti bir Kürt kökenli lider kurmuş olsaydı, eğer bu toprakları o kurtarmış ve halkı sefalet ile esaretten o çekip çıkarmış olsaydı, ben buna da sevinir, onur duyardım. Neden mi? Çünkü vatanımı kurtarmış, milletimi özgürlüğe kavuşturmuş olurdu. Ama tarih bir Atakürt yazmadı yani tarihte bir Atakürt yok tarihte bir tane Atatürk var ve tarih bir tane Atatürk yazdı ve O da Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. O, dünya siyasetinin gördüğü en büyük liderlerden biridir. Ve onun etrafında her etnik kökenden insanımız vardı. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kürt kardeşlerimizi hiçbir zaman “azınlık” olarak görmemiştir. Aksine, “Kürtler bu milletin asli unsurudur” diyerek kürt kardeşlerimizi bu milletin temeli olarak görmüştür. Ve görmekte de son derece haklıdır.

 

Ne acıdır ki, bugün bazı çevreler “Türkiyeli” ifadesiyle vatandaşlık tanımını sulandırmakta, bu topraklarda bizi millet yapan kavramları zayıflatmaya çalışmaktadır. Oysa anayasamızda yer alan vatandaşlık tanımı dünyanın en sade ve en kapsayıcı tanımlarından biridir:

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

Bu bir etnik tanım değil, bir yurttaşlık tanımı bir uyruk tanımıdır. Almanya'da bir vatandaş Alman’dır, Fransa'da Fransız’dır, Amerika’da Amerikan’dır, İtalya’da İtalyan’dır. Biz neden “Türkiyeli” olalım? Bu kavram, birliğimizi değil, ayrışmamızı teşvik eder.

Bazı Kürt kökenli kardeşlerimiz “eşit hissetmiyoruz” diyor. Bu hissiyat elbette önemlidir. Ben de Türk olarak eşit hissetmiyorum. Çünkü bu ülkede adalet, liyakat ve ekonomi gibi temel konularda kimse kendini eşit ve güvende hissetmiyor. Yani Kürtlerin de Türklerin de sorunu aynıdır: Hakkaniyetli bir düzenin eksikliği.

 

 

Dil konusuna gelince… Albert Camus’nun şu sözü çok çarpıcıdır:

“Benim iki vatanım var; biri Fransa, diğeri Fransızca. Fransa'yı koruyup kollayabilmek için Fransızcanın sınırlarında nöbetteyim”

 

Bizim de Türkçemiz var. Tüm diller öğrenilmeli, konuşulmalı zaten konuşuluyor da ancak devletin resmi dili tek olmalıdır. Bu, toplumsal birlik ve ortak aidiyet için bir gerekliliktir. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kültür ve kimlik taşıyıcısıdır. Tabii ki de herkes ana dilini özgürce konuşabilmelidir. Zaten bu konuda günümüz Türkiye’sin de böyle bir sorun yoktur. Ana dil eğitimi de verilebilir tabii bunun karar vericileri toplumun önde gelen dil bilimcileri ve eğitimcileridir.

 

Eğer tarihsel konularda hâlâ kafalarda soru işaretleri varsa, bu meseleler de açıklığa kavuşturulmalıdır. Ancak bunu kutuplaşma ve suçlama ile değil, TRT ekranlarında tarafsız tarihçilerden oluşan bir komisyonla, belgelerle, açık açık tartışarak yapmak mümkündür. Konuşan, tartışan ve öğrenen bir Türkiye’ye herkesin ihtiyacı var…

Demokrasi tarihimiz hatasız değildir. Ama bu topraklarda özgür bir gelecek hayali kuran herkesin, bu Cumhuriyet çatısı altında bir arada yaşaması mümkündür. Bizi ayıran kimlikler değil, ayrımcılığı körükleyen siyasettir. Ve tekrar söylüyorum: Kürt sorunu varsa, bu PKK’nın Kürt halkına yaptığı zulümdür. Devlet bu konuda tarafını net ortaya koymalı; halkla birlikte çözüm üretmeli, terör örgütlerini değil, halkın kendisini muhatap almalıdır.

 

 

Bazen düşünüyorum…

İçinde bulunduğumuz bu siyasi iklimde, mevcut yönetimin artık hiçbir şekilde yeni bir siyasi kazanım alanı kalmadı. Peki bu yüzden geçmişte olduğu gibi tekrar güvenlik politikaları üzerinden mi bir alan açılmak isteniyor? Bu politikaların uygulanabilmesi için bir “güvensiz ortam” inşa edip tekrar güvenlik politikaları ile kazanılan bir siyasi alan mı inşa edilmeye çalışılıyor…  Geçmişin acı hatıraları, bugün yaşadıklarımızla birleşince, bu sorular zihnimde yer etmeye devam ediyor. Devlet, halkını korkuyla değil, adaletle yönetir. Eğer birileri yeniden bir güvenlik krizinden siyasal fayda devşirmeyi umuyorsa, bu millet bunu daha önce yaşadı ve unutmadı.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

Siz, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ile birlikte, aynı hukuksuzluğun ve adaletsizliğin içinde tutsak edildiniz. İkinizin de farklı siyasi çizgilerden geliyor olmasına rağmen ortak noktada buluştuğunuz şey: Hak için siyaset yapmanız ve halkı öncelemenizdir.

Sayın İmamoğlu’na da bir mektup yazmıştım. O mektubumun kendisine ulaştığını umuyorum. Şimdi size de aynı duygularla yazıyorum. Sizi sadece her ortam da takdir ettiğim bir siyasi Lider olarak değil aynı zaman da haksızlığa uğramış, ülkesini seven bir vatandaş olarak görüyor ve destekliyorum. Ben inanıyorum: Siz de özgürlüğünüze kavuşacaksınız. Sayın Ekrem İmamoğlu da… Ve inanıyorum ki siz özgür kaldığınızda, Sayın İmamoğlu’nun özgürlüğü için de tüm samimiyetinizle mücadele edeceksiniz. Çünkü bu mücadele artık sadece kişilerin değil, adaletin, vicdanın ve halkın özgürlük arayışının bir mücadelesidir.

 

Bizler dışarıda, sizi yalnız bırakmamaya çalıştık. Sosyal medyada, sokakta, evimizde, dualarımızda hep yanınızdaydık. Elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince sesimizi duyurmaya çalıştık. Ama hiçbir zaman devletimize düşmanlık etmedik. Polisimize, askerimize, bayrağımıza saygımızdan asla taviz vermedik. Çünkü bizim kavgamız devlete değil, devleti araçsallaştıran yanlış zihniyetlerledir. Ama bu gözler maalesef bazı güvenlik güçlerimiz tarafından Türk Bayrağının tekmelendiğini de gördü… Bu görüntüler zaten medya ya yansımıştı… Ve bu olanlar hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Oysa Türkiye bir hukuk devletidir diye her gün açıklama yapanların Türk bayrağının korunması konusunda ki kanunlardan haberinin olması gerekiyordu…

Ne acıdır ki, bizi halkla halkı karşı karşıya getirmeye çalışanlar; sırça köşklerinden, lüks makam odalarından bu sahneyi izlemekle yetindiler. Ama tarih unutmaz. Tarih yazılırken kimin hangi safta durduğunu da, hangi zulme sessiz kaldığını da not eder.

 

Ben, sizlerin iletişimini, görüş alışverişini, ileride kurulacak yeni siyasi iklim açısından çok önemsiyorum. Çünkü bu ülkenin artık yeniden nefes almaya, yeniden umutlanmaya, yeniden adaleti hissetmeye ihtiyacı var.

İçtenlikle diliyorum ki bu düzen değişsin. Türkiye yeniden birlik ve beraberlik içinde, temiz, adil, huzurlu bir geleceğe yürüsün. Siyasi hesaplarla değil; vicdanla, halkla ve hakkaniyetle yol alınsın. Çünkü bu ülke hepimizin. Çünkü Yüce Türk Milleti her şeyin en güzelini hak ediyor.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

 

Sizin yokluğunuz ülkemizde fazlasıyla hissediliyor. Nüfus dengemiz tamamen bozulmuş durumda. Sığınmacılar ve kaçakların sayısı her geçen gün artarken, Türk nüfusu giderek azalıyor. Bu durum artık büyük bir sorun hâline gelmiştir. Ancak ne yazık ki bu konuda ne somut bir çalışma yapılmakta ne de bu sorunlar açıkça dile getirilmektedir.

Yürütülen süreçte milletimizle şeffaf bir biçimde paylaşılmıyor. Kapalı kapılar ardında bir şeyler yönetiliyor ve bu durum, Türk milletine hiçbir şekilde açıklanmıyor. Zaman zaman göstermelik şehitlik ziyaretlerin de bazı ifadeler kullanılıyor olsa da bunların hiçbiri yeterli değildir; aksine, toplumun gazını almak istemekten öteye geçmemektedir. Özellikle merhum Alparslan Türkeş’in mezarında Syn. Bahçeli’nin yaptığı, Abdullah Öcalan’a “kurucu önder” imasında bulunan açıklaması hem şehitlerimizde hem gazilerimizde hem de vatanına ve bayrağına bağlı tüm yurttaşlarda büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaratmıştır. Bu açıklama, milliyetçi camiada onur kırıcı bir etki yaratmıştır.

Ben mevcut yönetimin aldığı bu pozisyonları, siyasi istikbal arayışı olarak görüyorum. Hangi kesim de oy potansiyeli varsa ona yönelen, ilkesiz bir siyaset izlenmektedir. Yarın bir gün örnek veriyorum en karşı çıktıkları LGBT oyları siyasete etki edecek noktaya gelse hemen en büyük savunucularının kendileri olacağını görmek hiç de zor değildir. Zaten mevcut yöneticilerinin zamanında LGBT hakkında söylemleri de arşivlerde kayıtlıdır. Hatta ülkede çoğunluklu uzaylı bir oy potansiyeli bulunsaydı onlarında onların da oyuna talip olmak için ellerinden geleni yaparlardı :) Latifeyi bir kenara bırakırsak elbette bir siyasi parti toplumun her kesiminden oy almak isteyebilir; bunda bir sakınca yoktur. Ancak bu, bir duruşa, bir ilkeye siyasi bir omurgaya sahip olunarak yapılmalıdır. Bugün geldiğimiz noktada, ne yazık ki mevcut yönetimde ne bir milli duruş ne de bir omurga kalmıştır… Seçim döneminde söylediklerinin tam tersini yapan bir siyasi kadronun, artık halk nezdinde meşruiyeti fiilen

kalmamıştır. Üstelik bu söylediklerinin tersini yaparken, bir açıklama yapma gereği dahi duymamaktadırlar.

Umarım ülkemiz, daha sağlıklı bir siyasi geleceğin kapılarını aralar…

----------

Sayın Genel Başkanım, çok kıymetli hocam, değerli ailenizle birlikte hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum. Size sağlık, huzur ve özgürlüğe kavuşacağınız günlerin en kısa zamanda gelmesini temenni ediyorum.

Ailenizle yeniden bir araya geldikten sonra dinlenmiş ve yenilenmiş bir şekilde Türk siyasetinde kararlı ve sağlıklı adımlar atmaya devam edeceğinize yürekten inanıyorum. Yaşadığınız onca zorluğa rağmen, hayallerinizin ve hedeflerinizin hâlâ dimdik ayakta olduğunu da hissediyorum.

Bizler, Atatürk’ün gençleri, cumhuriyet sevdalıları olarak; sizin bu ülke için en iyisini yapacağınızdan ve bunun için mücadele edeceğinizden asla şüphe duymuyoruz.

 

En kalbi duygularımla selamlıyor, ellerinizden öpüyorum.

Allah’a emanet olun.

Sağ olun, var olun.

İyi ki varsınız.

Saygılarımla.

 

Bir Türk Genci

#1531
Efsun B.

01 Mayıs 2025

Ümit Özdağ’a

Mezkûr meslek ve mefkûreye olan i‘tikad ve sadâkatinizden dolayı taraf-ı fakīrânemizden sonsuz şükrân ve memnûniyetlerin arzı vâcib görülmüştür. Amma ve lâkin, vâkıa odur ki, her şey râh-ı selâmet üzere değildir. Vaktin seyri, ne yalnız lehimizde, ne de sırf aleyhimizdedir; bilakis her iki cihete meyilli ve müşevveştir.


Mevârid-i rivâyât-ı ahâd arasında ser-i müşevveş ile nâkil olan efkâr-ı nâsdan istihrâc olunan ma‘nâ budur ki, mezbûr eyyâm-ı seb‘a, hakāyık-ı müstetireye mâkes midir, yoksa hevâya serpilmiş avâz-ı bî-esâs mıdır?



Bununla berâber, tarafımızca en mühim mes’ele, kalbî hâlâtın istikrârıdır. Kalb ağrısının bir lahzada inkıtâya uğraması, fevkalâde bir huzursuzluk ve tereddüt doğurmaktadır.


Ayrıca, yan-ı alînizde mevcûd bulunan zevâttan bir şahıs hakkında ihtiyat tavsiye olunur; zîrâ mezkûr zât, mevki-i hâlîsini tebeddül ettirme cihetine gitmekte ve bu vesîle ile ismimizi menfî sûrette telâffuz eylemektedir. Her ne kadar kendisi nazarımızda ehemniyyetsiz addedilmekte ise de, bu hâl nâhoş netîceler hâsıl edebilir.


Netîce-i kelâm, fakīr tarafından arz olunur ki, hakikî şifâ ve çâre, ancak ve ancak divân-ı a‘lâda vârid olabilir. Zîrâ mevcûd âlemde nizam ve intizâm kalmamıştır.


İlâ-yı kelimetullâh ve memleket-i İslâmiyye için gayret-i mütemâdîni takdîr ederiz.


#329
Özkan

11 Şubat 2025

Güneş balçıkla sıvanmaz Ümit Hocam. Seninleyiz, arkandayız...

#673
Suat E.

12 Şubat 2025

Sayın Başkan sizi en kısa sürede dışarıda görmek istiyoruz neden tutuklandığınızı hala anlayamadık.

Seçimleri ve sizi Başkan olarak görmek için sabırsızlanıyoruz saygılarımla.

#1324
Ercan

22 Şubat 2025

Değerli başkanım...     Vermiş olduğunuz haklı mücadelede bir nebze yanınızda olabilirsek bu bizim için bir gururdur.      Bizler ve bizden sonraki nesiller için çektiğiniz bu çileler asla unutulmayacak.       İyi ki varsınız... 

#1405
Mert

02 Mart 2025

Başkanım, gittiğinizden bu yana muhalefetin nasıl ortadan kaybolduğunu buram buram hissediyoruz. Meğer muhalafet yokmuş, Ümit Özdağ varmış. Koca bir ülkenin sorunlarını anlatma işi yek onun omuzlarına yüklenmiş, gidinceyse sanki bir uzvumuzu kaybetmişiz. Bazen elinizden hiçbir şey gelmese bile etrafta sizin için bağıran, umut veren sesler duymak, yaşanan tüm bu trajedileri, usulsüzlükleri daha katlanılabilir kılıyor çünkü bu sayede ümit ediyoruz ki, hepsini aşmak için bir umut ışığı var. Kaybolursak yolumuza ışık olacak yekten bir vücut var. O vücut siz ve size, Gazi Mustafa Kemal'e inanmış, ruhuyla, vicdanıyla Türk milletidir. Davamız, sevdamız, derdimiz ortaktır. Türk milletinin size ihtiyacı var. Sizin yokluğunuzda elimizden gelen her şeyi yapmak boynumuzun borcudur. Kutlu dava işte budur. Yaşasın tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti, doğum gününüz kutlu olsun. Sizi seviyoruz. Yine meydanlarda halkın gerçek sorunlarını haykırırken sizi görmek istiyoruz ve bir gün elbet söyledikleriniz hak ettiği karşılığı bulacak. Sevgilerle.
Mert

#535
Aylin

11 Şubat 2025

Ülkenin bütünlüğünü, milletinin çıkarlarını ve haklarını önde tutarak korumak için çıktığın bu yolda önündeki engellerin seni korkutamayacağı biliyoruz. Ülkenin ve milletin haklarını korumak için ödediğin bedelleri fedakarlık olarak gören bizler, her daim yanındayız. Eğer bi gün bu karanlıktan çıkarsak Türk tarihinin onur defterine yazılacak isimdir Ümit Özdağ