Ümit Özdağ'a Mektup

#1051
Furkan

18 Şubat 2025



Sevgili ümit özdağ,
Yaptığınız her şey ile gurur duyan bir gençlik var arkanızda orda ki şartların zor olduğunu tahmin ediyoruz ama yine de o asil kan damarlarımızda mevcut bunu bayrağını ülkesini seven tüm altaylar bilir. 🇹🇷

#1064
Ümit D.

19 Şubat 2025

Merhaba ümit hocam ben 26 yaşında bir türk genciyim, bugüne kadar yapılan sarı muhalefet tiyatrolarından oyunlardan iki yüzlülükten bıkmış ve ülkeye dair en ufak bir ümidim kalmamıştı ama siz zafer partisini kurarak biz türk gençliğinize atamızın 1923-1938 arasında sağladıgı özgüveni, cesareti ve büyük bir millet olduğumuz bilincini tekrar aşıladınız, dönen oyunları günyüzüne çıkardınız bize ümit oldunuz. yazıcak daha çok şeyim var ama uzun tutmamak adına, size bir türk genci olarak şükranlarımı ve minnettarlığımı sunuyorum, en kısa zamanda demirparmaklıklar ardından çıkıp ülke yönetiminde söz sahibi olup oraya asıl gitmesi gerekenleri göndericeğimiz ülkede adaleti ve liyakatı tekrar inşa ediceğimiz günlerin ümidiyle yaşıyorum kendinize çok iyi bakın ümit hocam sizi çok seviyorum ♥️

#1062
Murat

19 Şubat 2025

Değerli Ümit Hocam,
Sizi takip eden biri olarak, bu süreçte yaşadıklarınızın bir mücadele adamı için ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum. Türk milletinin bağımsızlığına, egemenliğine ve birliğine verdiğiniz önemi her zaman takdir ettim. Bugün yaşananlar, aslında sizin savunduğunuz değerlerin ne kadar güçlü ve etkili olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Türk milliyetçiliği, tarih boyunca baskılara rağmen dimdik ayakta kalmayı başarmış bir ideolojidir. Siz de bu duruşunuzla, Atatürk’ün izinde yürüyen, vatanı için bedel ödemekten çekinmeyen bir lider olarak örnek olmaya devam ediyorsunuz. Unutulmamalıdır ki, Türk milleti esareti kabul etmez ve her zaman kendi kaderini tayin edecek güce sahiptir.
Bugün maruz kaldığınız haksızlık elbet bir gün sona erecek ve siz yine mücadelenize kaldığınız yerden devam edeceksiniz. Dışarıda size inanan, sizin mücadelenizi destekleyen ve sizinle aynı yolda yürüyen binlerce insan var. Türk milleti vefalıdır, liderlerini unutmaz.
Mücadele asla bitmez, ZAFER inananlarındır.•

#1055
Cansın G.

18 Şubat 2025

Ümit Başkanım, bu mektubu  14 yaşında yazıyorum, ilerde bu Vatan'a hizmet etmek hayalim ve edeceğim, ilerde sizin gibi olmak istiyorum. Başkanım siz bu Vatana ömrünü adamış bir Türk Milliyetçisiniz, halk için Vatan için hapiste yatmayı bile göze alıyorsunuz. Başkanım sizin her zaman yanınızda olduğumuzu unutmayın. Bu Hukuksuzluk kabul edilemez fakat Vatan için her şeyi göze alırsınız. Bu hukuksuzluğu bitireceğiz. Elbette bir gün siz Cumhurbaşkanı olacaksınız. Size olan sevgimden dolayı bunu yazdım.

Elbette bir gün Zafer bizim  olacak...🇹🇷

#438
DEMİRHAN Ö.

11 Şubat 2025

Aziz Kardeşim, Büyük Türkçü Ümit Özdağ,

Bu satırları sana, çelik gibi bir iradeye sahip olduğuna inanarak, seni tutsak edenlerin titreyerek okuması ümidiyle yazıyorum. Senin şahsında esaret altına alınmak istenen, aslında Türk milletinin ta kendisidir. Zira seni zindana atanların tek korkusu, Türk’ün uyanmasıdır. Çünkü bilirler ki uyandığında, Türk’ün sabrı biter, adaleti keskinleşir ve ihanete geçit vermez!

Bugün ülkemiz, kimliği ve ruhu yok edilmek istenen bir milletin son sığınağıdır. İrticacı göçmen sürüleriyle demografik yapımızı değiştirmek, vatan topraklarımızı bölüp bir terör devleti kurmak isteyenler, senin gibi cesur sesleri susturarak Türk milletini başsız bırakabileceklerini sanıyorlar. Ama unutmasınlar ki, Türk milleti esir düşmez, yalnızca sabrını sınar. O sabrın tükendiği gün, tarih, hainler için bir darağacına dönüşecektir!

Senin zincirlerin, bizim mücadelemizi daha da keskinleştiren birer kılıç olacaktır. Senin esaretin, Türk gençliğinin damarlarına ateş gibi akacak ve nesiller boyu unutulmayacak bir destana dönüşecektir. İhanet karanlıktır, ama karanlığı en iyi parçalayan yıldırım, Türk'ün öfkesidir!

Bil ki yalnız değilsin! Dış güçlerin maşası olan bu hainler, Türk milletini tarihten silemeyecekler. Çünkü bu millet, Ergenekon’dan çıkmış, Çanakkale’de ölüm kusmuş, Sakarya’da yeniden doğmuştur. Sen de bu mücadelenin en ön safında, fikirlerinle ve iradenle hep var olacaksın.

Vakit, hesap gününü bekleme vaktidir. Ve o gün geldiğinde, adaletin tokadı hainleri tarihin çöplüğüne gönderecektir!

Bağrın geniş, başın dik, iraden çelik olsun!
Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin!

#1428
Halil B. D.

10 Mart 2025

Sayın Ümit Özdağ,


Tarih, adalet için bedel ödeyenleri asla unutmaz. Bugün sizi dört duvar arasına sığdırabileceklerini sananlar, aslında fikirlerinizi zincire vuramayacaklarını bilmiyorlar. Çünkü hakikat, baskıyla yok edilemez; aksine, her engelle daha da güçlenir.


Siz, bu ülkenin en kritik dönemlerinde dik duran, inandığı değerlerden ödün vermeyen bir mücadele adamısınız. Bugün yaşananlar, yalnızca sizin değil, sizinle aynı idealleri paylaşan milyonların da sınavıdır. Ama unutmayın ki güneş, en karanlık geceden sonra doğar. Ve o gün geldiğinde, sizi susturabileceklerini zannedenler, sesinizin her zamankinden daha gür yankılandığını görecekler.


Bu mektubu bir teselli olarak değil, bir hatırlatma olarak yazıyorum: Siz yalnız değilsiniz! Dışarıda, sizin uğruna mücadele verdiğiniz değerleri yaşatmaya ant içmiş binlerce insan var. Özgürlük, inanç ve adalet uğruna yürüdüğünüz bu yolda asla yalnız kalmayacaksınız.


Tarihi inşa edenler, hiçbir zaman konfor içinde oturanlar değil, aksine en zorlu koşullarda bile geri adım atmayanlardır. Siz de o isimlerden birisiniz. Bugün bir duvarın ardında olabilirsiniz, ama idealleriniz çoktan sınırları aştı. Ve bizler, bu idealleri yaşatmaya devam edeceğiz.


Başınızı dik tutun, iradenizi asla teslim etmeyin. Gün gelecek, hak yerini bulacak!


Saygı ve dayanışmayla,

Dr Halil

#1197
RECEP Ş.

20 Şubat 2025

Tek Türkçü ve ülkücü sayın ümit Özdağ başkanım,hocam, bir an önce Silivri cezaevinden tahliye olmanı özgürlüğüne kavuşup Türkçülüğü savunmani ve teröristlere karşı farklı stratejiler kurmanı istiyoruz ülke elden gidiyor buna bır dur  diyip birgün bu ülkenin cumhurbaşkani olman dileğiyle bekliyoruz gerek ekonomi gerek Türkçülük konusunda sana güveniyoruz sakın pes etme seni seviyoruz başkanım.

#1054
Murat Y.

18 Şubat 2025

Saygıdeğer Genel Başkanım,
“Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye…”
Başlatmış olduğunuz kut’lu mücadelenin bir neferi olmaktan ötürü şeref duydugumu belirtip, emrinizde olduğumu açıkça ifade etmek isterim!

Türk’ün çelik iradesi, milletimizin geleceğini aydınlatan bir meşaledir. Bu meşale, baskı ve zorluklarla sönmez; bilakis, daha da harlanır. Siz, bu kutlu davanın yılmaz yolbaşcısı, büyük Türk milletinin ruhundaki direnci ve kudretini temsil ediyorsunuz. Zindanlar, Türk’ün ideallerini zincire vuramaz; aksine, bu idealleri yüceltir.
Bu karanlık günler, Ergenekon’dan çıkış misali, yeni bir doğuşun habercisidir.
Almanya’nın Köln şehrinde dava arkadaşlarımızla bir araya gelerek, arzu ettiğiniz gibi Teşkilat çalışmalarına da başladık.
Mustafa Kemal’in emanetine hep birlikte sahip çıkacağız ve ihanetin bağrına Türklüğün keskin hançerini saplayacağız!
Saygılarımın kabulünü arz ederim.
Murat Yılan
24 Ocak 2025 / Almanya-Köln

#1066
Berkay Ö.

19 Şubat 2025

Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ'a

Ümit Hocam, siz beğendiğim bir akademisyensiniz ve ülkecek geçtiğimiz bu süreçte çözüm adı altında ihanettir, teğmenlere kurulmak istenen kumpaslar ve bir Ergenekon - Balyoz tertip operasyonları süreci için düğmeye basılması... Gerçi 22 yıl boyunca çok ihanet ettiler Türk milletine. Türk adı, Mustafa Kemal Atatürk adı her yerden silindi, Ne Mutlu Türk'üm Diyene tabelaları kaldırıldı, andımız yasaklandı, Habur Sınır Kapısı'ndan teröristler davulla zurnayla karşılandı, Abdullah Öcalan'ın mektubu açıkça Diyarbakır halkına okundu, Şivan Perwer ile İbrahim Tatlıses ile kol kola girip megri megri diyerek hayal çektiler, okyanus ötesinden talimat alarak TSK'yı tertip operasyonları ile yıprattılar, Türkçe Olimpiyatları'nda "bitsin bu hasret, dön gel, hocaefendi" yağlaması yaptıkları Fethullah Gülen adlı zata 15 Temmuz' dan sonra FETÖ dediler ve sonra MHP - AKP birlikteliği şimdi DEM - MHP - AKP işbirliği. Bu süreci baltalayacaktınız korktular sayın Özdağ. Sizden korktular. Vatanseverlerin içeride, hainlerin mecliste olduğu bir Türkiye'de sizin bu süreçte arkanızdayım. Bunu size bir Türk genci ve siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümü okuyan sıradan varlık olarak yazıyorum. Siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümü okumamda öncü olarak sizi seçtim. Ne mutlu bana ki sizi örnek almışım. Ne mutlu bana ki sizin Gazi Üniversitesi'nde son nesil öğrencilerinizden olan Hasan Bozkurt Çelik'ten eğitim alıyorum. Size memlekete yaptıklarınızın için çok çok teşekkür ederim. Bu hukuksuzluğun ise bir an önce bitmesini ulu Tanrı'dan dilerim. Kaşif Kozinoğlu gibi sizinde suikaste kurban gitmemeniz dileğiyle... Sizi terör ve örgütlerle ilişkin savcılıkta yargılayan ve sizi ağır suçluların ve teröristlerin bulunduğu Silivri F tipi cezaevinde yargılayan Erdoğan adaletinden, günümüzün Zekeriya Öz'ü Akın Gürlek'ten hıncımızı ve kinimizi alacağız and olsun!
Mektubu sizin sahibi olduğunuz bir şiirle kapatmak isterim:
"Tan atarken yüce Tanrı Dağı'ndan,
Kürşad'ın gür sesi duyulacak:
Atlar Vey Irmağı'nda sulansın,
Güneş doğduğu yerde karşılansın.
Emri tekrar edecek
Gök, toprak, deniz,
Bozkurtlar uluyacak bütün Anadolu'dan:
Biz de sizdeniz, Biz de sizdeniz. "

1909' da nasıl II. Abdülhamid'in istibdatına son verdi isek günümüzde köhne sarayında hüküm süren Erdoğan'ın istibdatını da Türk milleti son verecektir.

Esenlikle kalın, Türklük ile kalın, Cumhuriyet ile kalın, bilim ile kalın ve en önemlisi sağlıcakla kalın Ümit Hoca'm... Bir gün görüşmek dileğiyle... Kendinize iyi bakın Ümit Hocam. İlaçlarınızı almayı aksatmayın.

Ve çekinmeden demek istiyorum ki:
KAHROLSUN İSTİBDAT YAŞASIN HÜRRİYET!

Sevgi ve saygılarla
Berkay Özdemir 

#1065
Umut B.

19 Şubat 2025

Sayın Başkanım Ümit Özdağ,

Türk gençliği size seslenir bu sesten, Yürekler bir olmuş, yazılmış tekdesten. Arkanızdayız her an, her daim, bilesiniz, Mücadelemiz Türklük, bunu siz de seziniz.

Kanımızın son damlasına dek savaşacağız, Türklüğün ülküsünü hep yaşatacağız. Ne olursa olsun bizi yıldıramaz zalimler, Türk gençliği dimdik, bunu böyle bilmeli kerimler.

Yokluğunuzda arttı ajan ruhlu kişilerin işkencesi, Mobbinglerle kurmak isterler baskı ve çilesi. Saygısız rejim hayali, karanlık emelleri, Engellemek isterler gençlerin güzelim yolları.

Hayali kahramanlar yaratma çabaları boşuna, Türk gençliği uyanık, kanmaz asla yalana. Görevimizin bilincindeyiz, Türklüğe hizmet borcumuz, Sizin rehberliğinizde yürürüz, budur onurumuz.

İhtiyacımız var size, bu zorlu süreçte, Moralinizi yüksek tutun, asla pes etmeyin lütfen işte. Biliyoruz, inanıyoruz, zamanla güçleneceğiz, Daha büyük bir aile olup, hep birlikte güleceğiz.

Sizin ve değerli başkanlarımın desteğiyle, Türk gençliği yılmaz, Türklük aşkıyla. Pes etmiyoruz çünkü biliyoruz, haklı davamız, Türk gençliği daima vatan sevdalısı, budur yaramız.

Saygılarımla

#1052
Nisa

18 Şubat 2025

Ümit başkanım, ümit abi.. Ben 26 yaşındayım. Çalışmaktan başka bir hayat bilmeyen herşeye eyvallah edip yapacak bir şeyim olmadığını düşünüyordum. Ülkede adaletin olmadigini bilip sessiz kalmaya susmaya devam ediyordum. Artık sessiz kalamiyorum tepki veriyorum cesaret ediyorum bütün bunların sebebi sizinle tanışmış olmam. Dışarıda sizi bekleyen, sizi seven onlarca yüzlerce insandan biriyim. Sizin cesaretiniz biz Türk gençlerine umut ışığı oldu. Çıkış yolu olmadığını düşündüğümüz herşeyin aslında bir çıkışı olabileceğine inandık. Her geçen gün bir başkası sizin sayenizde cesaret topluyor ve bir gün o sandıkta hep birlikte dur diyeceğiz. Silivri'den cikisinizi biz Türk milliyetcileri olarak sabırsızlıkla bekliyoruz. Bütün kalbimiz ve dualarımız sizinle. 🇹🇷

#1421
İbrahim E. K.

04 Mart 2025

Merhaba Ümit hocam. Ben Atatürk'ün bizlere miras bıraktığı cumhuriyet ve inkılapları her türlü zorlu şart ve durumda dahi korumakla görevlendirdiği Türk gençliğinin bir ferdiyim. Atatürk cumhuriyetine karşı ortak paydada buluşan tüm şer ittifaklarına ve yaşattıkları tüm zulüm ve dayatmalara rağmen sizler gibi biz de dimdik mücadele ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz. Siz bu yolda Türk milletinin duyuramadığı ses gösteremediği tepki oldunuz. Sizi bu yüzden mahkum ettiler. Ama unuttukları bir gerçek var ki Türk milletini ve Atatürk cumhuriyetinin gençlerini öldürmeden susturamazlar. Siz içinizi ferah tutun hocam. Sizin de hep kullandığınız Atatürk'ün "umutsuz durumlar yoktur umutsuz insanlar vardır" sözünü ilke edindik. Gücümüzü yine Atamızın dediği gibi damarlarımızda akan asil kandan alıyoruz. Başaramayacaklar hocam. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı milli üniter laik Türkiye Cumhuriyeti'ne zeval getiremeyecekler. Türk milletine yaşatılanların hesabını hep beraber soracağız. Size sonsuz sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Sizin gibi bir insanı yetiştiren kıymetli annenizin ellerinden öpüyorum. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !

#1422
İbrahim E. K.

04 Mart 2025

Merhaba Ümit hocam. Öncelikle size tüm kalbimle saygı ve sevgilerimi iletiyorum.Biliyorum asla ümitsizliğe düşmezsiniz ama yine de söylemek istiyorum hocam bizler sizin yanınızdayız. Türk milleti ve Türk gençliği olarak biz devlete ve millete zeval getirmek emeliyle yapılan bu hain planlara geçit vermeyeceğiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten öğrendiğimiz şekilde asla pes etmeyecek yılmayacak ve bize emanet ettiği bu cumhuriyeti müdafaa edeceğiz. Zafer yine Türk milletinin olacak. Yapılanların hesabını hep beraber soracağız. Siz bizim sesimiz inancımız umudumuz oldunuz. Bundan dolayı sizi susturmak istediler. Atatürkün emrettiği gibi bizler ölmeden susmayacağız. Bu cumhuriyeti savunacağız. Onlar başarılı olamayacak. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak. Siz kendinize iyi bakın. Yüreğinizi ferah tutun. Varlığımız Türk varlığına armağan olsun. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !

#1539
Cafer E.

13 Mayıs 2025

Sevgili hocam öncelikle Allah'ın selam ı merhameti rahmeti üzerinize olsun hocam bu mektubu kırşehir'den yazıyorum bu size yazdığım 2 mektubum olacak Hocam üzülerek Zafer partisi Kırşehir il başkanlığı konusunda ve il başkanı Mustafa kılıç hakkında yaşanmış olumsuz bir hadiseyi anlatmak zorundayım. Hocam yıl 2022 Kasım ayında il başkanı Mustafa kılıç Zafer partisi ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu'na esnaf kefaletten yaklaşık 4 ay içerisinde ödeme şartıyla kendisi için yıl 2022'nin parasıyla 300 bin lira kredi çektirmiştir fakat aradan 3 yıl geçmesine rağmen il başkanı Mustafa kılıç ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu başkanımıza çektirmiş olduğu 300 bin lira krediyi ödememiştir il başkanı Mustafa kılıç ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu'nu mağdur etmiştir yani diğer anlamda il başkanımız Mustafa kılıç ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu'nu dolandırmıştır ilçe başkanımız Seyran çopuroğlu bu konuyu bana anlattı ben de Seyhan başkana bu konuyu Ümit hocama mektup yazarak anlatacağım dedim hocam Seyhan başkan ne yapacağına karar veremedi Seyhan başkan Mustafa başkan hakkında savcılığa suç duyurusunda mı bulunsam mahkemeye mi versem bilemiyorum şaşırdım kaldım dedi. Hocam bu anlatmamdaki sebep böyle bir kişi Mustafa kılıç denen şahıs kendi dava arkadaşına yanlış yapıyorsa Zafer partisine de kendi menfaati ve çıkarları için zarar verebilir  hocam anlattığım bu hadiseyi ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu'ndan da bilgi alabilirsiniz ben şimdi aşağıda Seyhan başkanımızın telefon numarasını paylaşacağım Seyhan çopuroğlu cep no:05374716221Hocam yazacaklarım bundan ibaret tekrar bir an önce aramıza dönmeniz dileğiyle silivri'den bir an önce kurtulmanız dileğiyle Allah'a emanet olun

#1423
Gök T.

04 Mart 2025

Seyir Defteri Gün 42
Sn.Özdağ

Hukuğa olan inancımızı koruyarak en kısa sürede çıkacağınıza inanmak istiyoruz...
Yazacak çok şey var ama az ve öz size özgürlüğünüzün verilmesini istiyoruz..
Deniz karanlık ama ufukta bir ışık olduğuna inanmak istiyoruz...
saygılar

#1555
Sema A. P.

15 Haziran 2025

Haziran 2025İzmir
Sayın Ümit Özdağ,
Aktif siyasette biri değilim, partinizin  üyesi de değilim. Sade bir vatandaş olarak yazıyorum size.
Elinize geçer mi bilemiyorum yada vaktiniz olur da okuyabilir misiniz size geldiğini düşündüğüm binlerce mektup arasından, o da meçhul. Yine de yazmadan duramadım, kim bilir belki uykusuz bir gecede elinize geçer  bu satırlar, niyetim yerini bulur.
Kabul buyurursanız, size Ümit Baba demek istiyorum. 
Ben babasız büyüdüm sayılır, ilkokuldan mezun olmuştum babamı kaybettiğimde. Ama bilirim baba demenin ne olduğunu. 
Derler ya, baba arkanı yaslandığın dağdır, doğrudur. Güvenirsin varlığına, güven duyarsın. İşte bu yüzden bilirsin arkan sağlamdır. Dünyan yansa, kımıldamaz yerinden, o da alev alır seninle, ateş olur yakar yanacağını bile bile ve yine küllerinden doğar senin için gerektiğinde.
Baba güçtür, başka güçlere benzemeyen.Maddiyatla satın alamayacağın, herhangi  bir makamla kıyaslanamayan, senin için canını ortaya koyan, canı pahasına seni kollayan. İşte bu yüzden satılık da değildir o güç. Eksilmez, güçten düşmez en zor anlarda bile. Sorumluluklarıyla, sevgisiyle beslenir, daha da güçlenir. Ve bilirsin ki bu güç yıkılmaz kolay kolay, direnir son nefesine kadar, vazgeçmediği için senden . Erkin en saf, en katıksız halidir bir babanın gücü.
Baba fedakarlıktır, tüm yükü sırtlayan. Yoruldum demez, üşüdüm demez, bin derdi olur da birini söylemez. Yakınmaz kendi halinden, duyamazsın. Yarası da sensindir, acısı da, feryadı da. Kendini unutmuştur senin varlığında. Gecesi de sen gündüzü de sensindir, derdi bir sensindir özgürlüğü dahi alınsa bile.
Gün gelir baba öfke olur. Anlamazsın bu hiddet niye. Gelecek tehlikeyi ilk gören olduğundandır çoğu zaman, tepkisi büyük olur endişesince. Oysa hayat güzeldir senin için, duymak istemezsin nasihatını da, eleştirisini de. Çok sonra dersin ki haklıymış, sen görmezden gelirken, gününü gün ederken, oymuş nöbet tutar gibi tetikte bekleyen.
Bir yandan da merhamettir baba. Affeder, gençliğine verir, tecrübesizliğine verir, senin hatanın bedelini bile öder kendince de, yine kapatmaz kapısını bir gün bile. Ben demiştim demek yerine, biz birlikte bunu da aşarız diyerek cesaretlendiren, yüreklendiren oluverir nihayetinde. Herkes sırtını dönmüşse de, odur kucak açan sana. Sen yaparsın diyen de o, sana senden çok inanan da.
Ulu çınar derler de, bizde asıl karadut ağacıdır baba. Endamından öte, yerini yurdunu bilen, boyundan büyük çokça meyvesini verendir. Gölgesinde huzur bulduğun, köklerindeyse hayat. Sönmesin diye çoban ateşi, dallarını feda edendir. Karanlıkta yolunu kaybettiğini sandığın bir anda, kendi yanarken ışığıyla göz kırpandır, yolunu aydınlatandır. Korkma, ben burdayım diyerek yalnız olmadığını hatırlatandır. Atadan yadigar, geleceğe miras.

Gururdur baba, asla gurur yapmayan sana. Duruşundan, cesaretinden, bilgisinden, birikiminden, zekasından, kafa tutuşundan feyz aldığın. Yaşı kaç olsa da deli akan kandır, asil kanındandır. Tek başına kapılara dayanandır.Kudreti büyük cesaretince, mütevaziliği de elden bırakmayandır. Karşılıksız sahip çıkandır. Tek isteği mutlu mesut yaşamandır. 
Baba görünmez bir eldir en çok. Sen bilsen de bilmesen de üstündedir o el.  Sen düşmeden yakalayandır çoğu zaman. Düşmanı uzaktan gören, uzakta tutan, gizli kahraman. Herkes gitse, kalan o son kaledir.Sığınak olur, siper olur lüzum gördüğünde. Bilirsin, anca beraber, kanca beraberdir.

Prangalara vursalar, sürgün edip uzak diyarlara koysalar, gelir bulur o seni. Günler günleri, geceler geceleri kovalar, dünya şaşar da, herkes buraya kadar dediğinde dahi, bilir o seni. Sen babana güvenirsin, o ise inanandır sana. 
Ana gibi yar olmaz elbet ama, baba gibi de arka çıkan olmaz insana.
Böyledir işte bir baba. Herkes için bir şey olsa da, bir tek sanadır baba.En çok da kıymeti bilinendir, yokluğunda. 
Ve siz Ümit Özdağ, biliniz ki artık bu vatanın babası oldunuz. 
Zat-ı devlet her gün bir emir buyursa da, devlet babamız bir siz oldunuz.

Bizler ise, evlatlarınız, meşaleyi devralacak, sönmesin diye çoban ateşi, gerektiğinde kendini ateşe atacak gençleriz. Bu vatanın evlatları, Atatürk’ün askerleriyiz.

Birinci vazifemiz muhafaza ve müdafaa etmekti, son vazifemiz can vermek olsa dahi susmayacağız, susturulamayacağız. 
“Ferman padişahınsa, dağlar bizimdir.”
O dağlar ki, şüheda fışkırır toprağı sıksan şüheda.
Sakın ola üzülmeyiniz siz. Zira ümid’imiz oldukça; bileniz biz,  kuvva bire kadar kırılmadıkça, Atamın dediği gibi, “Umutsuz durum yoktur!” asla.Bu memlekette tükenmez umutlar, biliriz her bir yerde vardır; iyi ki, Eren’ler.

Allah’a emanet olun. Sağlıcakla kalın.Size borcumuz çok, başımızdan eksik olmayın. 
Babalar gününüz kutlu olsun. 
Baba ocağımız var olsun!
Sevgi, saygı ve minnetle.

#1550
Che-she-shuai

11 Haziran 2025

Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ. Mücadeleden bu yana 141 gün geçti. Bugün de mahkeme duruşmanız var. Ümit ediyorum ki serbest bırakılır ve mücadeleye kaldığınız yerden devam edersiniz. 
Saygılarımla 

#1551
Özge

11 Haziran 2025

Değerli Ümit Hocam,Size bu 3. Mektubum. Bugün mutlu bir haber almak isterdik lakin sabırla beklemeye devam edeceğiz. Hocam güçlü kalın...Sağlığınıza çok dikkat edin. Siz bizim Ümidimizsiniz. Biz Türk gençleri olarak  yanınızdayız. Gün gelecek bu devran dönecek. Siz güçlü,sağlam,başı dik bir bozkurt olarak çıkacaksınız.Her zaman dualarımdasınız. Allaha emanet olun hocam

#1546
Ahmet B.

24 Mayıs 2025

Ümit hocam umarım iyisinizdir...Sizin durumunuzu ve vatanımızın haline bakınca üzülüyor, bazen ağlıyor ve "ah sin zaman" türküsünü dinliyorum.Her şeye rağmen ulusun çıkarlarının arkasında, mücadele halinde olduğumuzu bilmeni isterim.Hocam sizin 11 Haziran'da aramızda olmanızı umut ediyorum. 
Sizi gönülden seviyorum. Yaptıklarınızı oldukça cesur buluyorum. Tıpkı Kuvvacı Kahramanlar gibi bugün de siz en ön saflarda mücadeleyi sürdürüyorsunuz. 
Şunu da söylemek isterim.Biz yalnız ve kimsesiz değiliz!Biz Orhun'da taşları kazıyanlarız,Biz emperyalistlerin bu topraklarda kökünü kazıanlarız . Bizim binlercemiz toprağın altındadır. Görevini bitirmiş ve bayağı bizlere teslim etmiştir. Esenlikler diliyorum hocam .


#1549
Gökhan K.

10 Haziran 2025

Sayın Genel Başkanım, Sayın Hocam,

Öncelikle sizleri en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Çok değerli Genel Başkanım, sizler sözde "çözüm süreci" bahanesiyle yaklaşık 142 gündür tutuklusunuz, adeta bu süreç için rehin tutuluyorsunuz. Bu vahim durum karşısında, ailenizin yaşadığı sıkıntıları ve çektiği üzüntüleri büyük bir hüsran, derin bir kalp kırıklığı ile maalesef takip etmeye de devam ediyoruz. Kıymetli ailenize saygı ve hürmetlerimi sunuyor kendilerine sabırlar diliyorum. 11 Haziran’da sevdiklerinize kavuşmanızı diliyor bunun için dua ediyorum…

Umarım hakim karşısına çıkacağınız gün, özgürlüğünüze kavuşur, adalet yerini bulur ve yeniden aramıza dönersiniz. Çünkü siz, demokratik değerlerin, adaletin, hak ve hukukun yanında duran; her zaman doğruları söyleyen; vatanına, milletine ve tüm yurttaşlarına (hangi kesimden olursa olsun) sahip çıkan bir lidersiniz.

Sayın Genel Başkanım siz her zaman halkın sorunlarını dinleyen, bu sorunlara çözüm üretmeye çalışan; her platformda sahici bir anlayışla, gerçekçi yorumlarla ve net ifadelerle kamuoyunu aydınlatan bir duruş sergilediniz ve sergilemeye de devam ediyorsunuz. Toplumu gerçeklerle buluşturan, birlik ve beraberlik umuduyla yarınlara taşıyan bu tavrınız bizler için çok kıymetli. Çünkü bu ülkenin sizin gibi insanlara gerçekten çok ihtiyacı var.

Ben bir genç olarak, sizin söylemlerinizden, samimiyetinizden, bu vatana olan tutkunuza duyduğum güvenle, herhangi bir art niyet taşımadan, şeffaf, ilkeli ve net bir duruşunuz için sizlere minnet duyuyorum. Ancak belirtmek isterim ki ben, klasikleşmiş ve kalıplaşmış milliyetçi anlayışlara sahip biri hiçbir zaman olmadım, olmayacağım da. Ve görüşüm şudur ki  Zafer Partisi, bugün yozlaştırılmak ve içi boşaltılmak istenen milliyetçilik anlayışına karşı; Atatürk ilke ve inkılaplarını temel alan, toplumun tüm değerleriyle sentezlenmiş yeni bir siyasi anlayışla yola çıkmıştır. Sizler bu partiyi kurarak, Türkiye'nin gerçek ihtiyaç duyduğu bir dönemde halkımıza umut oldunuz. Tüm imkânsızlıklara rağmen partiyi ayakta tutabiliyor olmanız son derece kıymetlidir.

Bugünkü siyasi iklimde Zafer Partisi, sadece alışılagelmiş bir milliyetçilik anlayışını değil, çok daha derin ve geleceğe dönük bir bakış açısını temsil etmektedir. Atatürk’ün çizdiği yolda, vatanın sınırlarını ve milletin geleceğini esas alan parti duruşunuz bizlere ilham vermektedir.

Ben Cumhuriyet’e, Atatürk’e yürekten bağlı, vatanını ve milletini –bu ülkede hangi kökenden olursa olsun birlikte yaşamaktan mutluluk duyduğu insanlarla birlikte– seven sade bir Türk genciyim.

Size daha önce defalarca mektup yazmak istedim. Ancak gündemin sürekli değişmesi ve yaşanan gelişmeler, düşüncelerimi toparlamamı zorlaştırdı. Bu satırları, çıkışınıza yakın bir zamanda yazmak istedim. Umarım mektubum sizlere ulaşır.

Tutuklandığınız günden bu yana geçen süre içinde yaşanan gelişmeler, bir genç olarak beni oldukça tedirgin ediyor. Sizin bu ülke için kurduğunuz hayalleri, gençler için yaptığınız gelecek planlarını yıkmaya, onları dört duvar arasına almaya ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar bu fikirlerin ve hayallerin kalbinizde zihninizde korunduğunu biliyor ve hissediyorum.

Siz bu Cumhuriyetin parlayan yıldızlarından birisisiniz, sizi karanlığa asla mahkum edemeyeceklerdir! Türk Milleti buna asla müsaade etmeyecektir!

Yaşadığımız süreçler sonucunda ki adaletsizlikten doğan kaygılar sadece bana ait değil; benim gibi vatanını, milletini seven, ülkesi için endişe duyan birçok insan da aynı hissiyatı yaşıyor. Şimdi yeni bir çözüm süreci ile karşı karşıyayız. Hepimizin bildiği gibi, birinci çözüm sürecinde yaşananlar yakın geçmişimizin acı birer hatırası olarak hafızalarımızda hâlâ çok taze. O süreç sonunda yaşanan Sur olaylarında hayatını kaybeden vatan evlatlarımızı rahmetle anıyor, yakınlarına sabır diliyorum. Şehitlerimiz bu ülkenin güvenliği, bütünlüğü ve orada yaşayan yurttaşların geleceği için canlarını feda ettiler…

Tıpkı her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da şehitlikler ziyaret edildi. Ancak bu bayram farklıydı... "Terörsüz Türkiye" söylemi altında yürütülen sürecin yansımaları ve yapılan açıklamalar, şehit aileleri açısından derin bir kırgınlık ve onur yarası oluşturdu. Bugün birçok şehit yakını, büyük bir acıyla şu soruyu kendine sormaktadır:
"Benim evladım neden şehit oldu? Boşuna mı canını feda etti…?

Bu soruları hem sosyal medyada hem toplu taşıma araçlarında, hem de mezarlıklarda yapılan ziyaretlerde duyuyoruz. İnsanlar artık bu acıyı içlerine sığdıramıyor. Dün milliyetçilik söylemiyle her alanda 'Türklük' vurgusu yapan siyasi çevrelerin, bugün tam tersi bir çizgide yürümeleri; dün hakaret ettiklerine bugün sarılmaları; devletin bütün mekanizmalarıyla bu çelişkiye zemin hazırlanması insanları derinden sarsıyor. Özellikle şehit aileleri bu durumdan son derece rahatsızdır.

Ben bir genç olarak bu durumun nasıl olması gerektiğine dair kendi görüşlerimi, naçizane de olsa, paylaşmak istiyorum. Atatürk ve  Cumhuriyet aşığı bir genç olarak, belki doğru, belki eksik ya da fazla ama içtenlikle ifade edeceğim bazı düşüncelerim var. Ve bunları Türkiye’de yalnızca sizinle paylaşabilirim. Çünkü siz, bu konunun ciddiyetini bilen, yıllardır siyasetin içinde olan, dünya siyasetini ve güvenlik politikalarını yakından takip eden, ileri görüşlü bir siyasetçi ve bir eğitimci olarak bu ülkenin gerçekten ihtiyacı olan bir lidersiniz. Sadece bu nedenle değil, aynı zamanda size duyduğum büyük saygıdan dolayı da bu satırları yazıyor, düşüncelerimi doğrudan sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle sizin de sık sık vurguladığınız gibi, Sayın Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz genel seçimlerin ardından yaptığı kısa ama derin anlamlar barındıran bir açıklamayla başlamak istiyorum. Sayın Bahçeli, yerel seçimlerden hemen sonra şöyle demişti:
“Türkiye yeni bir döneme giriyor. Her şey değişecek… Umarım Türkiye değişmez.”

İlk duyduğumda bu sözlerin ağırlığını tam anlayamamıştım. Fakat zaman geçtikçe, özellikle sizin değerlendirmelerinizi dinledikten sonra, bu sözlerin rastgele söylenmediğini, arkasında dizayn edilmiş bir sürecin bulunduğunu fark ettim. Bugün gelinen noktada, sizin o günkü yorumunuzun ne kadar isabetli olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

Sayın Bahçeli’nin, çok değil birkaç yıl öncesine kadar terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için kullandığı ifadelerin, bugün nasıl “kurucu önder” gibi tanımlamalara dönüştüğü kamuoyunun vicdanında derin bir sarsıntı yaratmıştır. Sayın Bahçeli’nin, bu söylem değişimini kamuoyuna açıklama sorumluluğu vardır. Eğer bu noktaya gelecekti ise, neden 20-25 yıl önce gelmedi? Neden bu ifadeleri o günlerde kurmadı? Eğer bu düşünceler samimiyse, neden binlerce vatan evladı toprağa düştükten sonra gündeme getiriliyor?

Ne yazık ki bu sorulara bugün hiçbir yanıt alamıyoruz. Dahası, karşısında ki hiçbir gazeteci bu konuyu ne açıkça sorabiliyor ne de kamuoyuna sağlıklı bir açıklama yapılıyor (gerçi bu soruyu soracak gerçek bir gazeteci var mıdır kalmış mıdır onu da bilemiyorum. Belki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar gerçek gazeteciler kalmıştır. Ancak onlara da bu isimlere çıkıp asla bir röportaj vermez veremezler). Oysa geçmişte hem terör örgütüne hem de bazı siyasi partilere karşı çok sert ifadeler kullanan bir liderin, bugün tam zıt yönde bir tutum alması vicdanları yaraladığı gibi olması gereken ilkeli siyasi duruşu tam anlamıyla yok etmektedir.

Ben burada herhangi bir siyasi lidere ya da partiye hakaret etmek niyetinde değilim. Öyle bir şey haddime de değildir. Aksine, siyasi görüşlere ve liderlere saygı duymanın bir vatandaşlık sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Tabii bazı partilerin ismini bile anmak istemediğimi de belirtmek isterim. Bu da benim şahsi duruşumdur. Ancak sade bir yurttaş olarak bazı sorulara cevap arama hakkımın olduğuna da inanıyorum.

Bugün yine “anayasa değişikliği” söylemleriyle bir süreç yürütülüyor. Bu süreç “Terörsüz Türkiye” başlığı altında sunuluyor. Elbette hiç kimse Türkiye’de terör olsun istemez. Ama geçmişte de “Analar ağlamasın” başlığıyla benzer bir süreç yürütüldü ve buna itiraz edenler, “Sen analar ağlasın mı istiyorsun?” söylemleriyle susturulmaya çalışıldı. Bugün de aynı durumla karşı karşıyayız: İtiraz eden, soru soran ya da şüphe duyan herkes, “Sen terör mü istiyorsun?” şeklinde bir söylemle baskılanıyor. Senaryo kurucuları yine iş başında…

 

Aynı senaryo, bu kez daha ustaca, daha makyajlı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Peki, “Sen bir Türk evladı olarak bu sürecin nasıl işlemesini istersin?” diye sorulursa, açıkça şunu söylerim:

Ben, bu topraklarda hiçbir çatışmanın olmadığı; insanların kardeşçe, eşit, mutlu, huzurlu, adaletli bir düzende yaşadığı; demokrasinin, hukukun, hak ve özgürlüklerin herkes için geçerli olduğu bir Türkiye hayal ediyorum. Hangi kökenden olursa olsun herkesin birlikte, refah içinde yaşadığı bir ülke...

Ancak görüyoruz ki bugün yürütülen süreç, samimi bir barıştan ziyade siyasi menfaatlerin gölgesinde ilerliyor. Ve bu süreçte en çok yıpratılan yine Cumhuriyet değerleri ve Atatürk’ün mirası oluyor. Bugüne kadar hiçbir dönemde görmediğimiz kadar yoğun ve sistematik bir şekilde, Atatürk’ün hatırasına yönelik bir “operasyon” yürütülüyor. İsim vermeye gerek duymuyorum ama bunu yapanlar, açıkça Türk milletinin hafızasıyla ve duygularıyla oynuyor.

 

İmralı ziyaretleriyle başlayan yeni süreçte nereye gidileceği konusunda hepimizin endişeleri var. Abdullah Öcalan, yakalandığında “Ben Türk devletinin yanındayım, emrindeyim” demişti. Peki, Sayın Bahçeli o zaman neden bu sözleri ciddiye almadı da, neden şimdi gelen çağrılara bu kadar kıymet veriyor? Eğer samimiyse, neden 20 yıl boyunca bu yaklaşımı benimsemedi? Neden onca can, onca zaman, onca kaynak heba olduktan sonra bu noktaya gelindi? Bunun cevabını hem kamuoyuna hem de bu ülkenin şehitlerine gazilerine yakınlarına vermek zorundalar!

 

Bugün yürütülen sürecin ne yazık ki samimi olmadığını üzülerek ifade etmek zorundayım. Keşke bu süreç gerçekten iyi niyetle, açık ve şeffaf bir biçimde yürütülse... Ve içinde sizin gibi tecrübeli, ilkeli, milletin güvenini kazanmış siyasetçiler de yer alsa. Türk milletinin gözleri önünde, televizyonlar karşısında, açık oturumlarda tartışılarak, milletin bilgisi ve onayıyla ilerlese… O zaman bambaşka bir tabloyla karşı karşıya olabilirdik. Ancak şu an yaşananlar bu şekilde yürümüyor. Bu süreçte, Türk devleti için canını ve bedenini feda etmiş şehitlerimiz, gazilerimiz ve onların aileleri adeta yok sayılıyor. Oysa biliyoruz ki onlar, terörsüz bir Türkiye için en büyük fedakârlığı yapmış insanlardır. Elbette ki böyle bir amaç için üzerlerine düşeni her zaman yapmaya hazırdırlar. Zaten bu ülkenin daha güvenli, daha yaşanabilir olması uğruna canlarını ortaya koymuşlardır. Ancak bu kadar kritik bir süreçte, onların fikri dahi alınmamıştır…

CHP Lideri Sayın Özgür Özel'in, bu süreçte şehit ailelerinin hassasiyetine yaptığı vurgular (sizin de her zaman altını çizdiğiniz gibi) çok önemlidir. Ben bir genç olarak bu hassasiyetin toplumsal düzeyde daha çok dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. Ancak bu süreçte kullanılan dilin de tarafsız, net ve objektif olması gerekmektedir.

Bu noktada özellikle dikkatimi çeken bir hususu paylaşmak istiyorum. Bu sürecin barış getireceği, çatışmasızlık ortamı oluşturacağı söyleniyor. Fakat Dem Partili Tuncer Bakırhan’ın geçtiğimiz günlerde köy korucularıyla ilgili yaptığı açıklama toplumu derinden rahatsız etti. Açıklaması aynen şöyle:

 

“Şimdi inşallah korucu arkadaşlar herhalde işsiz kalmayacak. Hani çatışma, silah bittiyse dünya kadar korucu var. Hayır hayır, bunu öneri olarak da sunuyorum... Elinde silah olacağına, elindeki silahı al ver sopayı, köyde hayvan baksın yani. Hayır gerçekten ya, daha onurlu bir görevdir. Köylüsünü ezme yerine, kendi insanına silah çekme yerine… Söz veriyorum. O geçmişte yaşananlara tabii ki onların da muhasebesi yapılmalı ayrıca. Ama onları da işsiz bırakmamak için parti olarak elimizden geleni yapacağız.”

 

Burada beni asıl düşündüren ve kaygılandıran ifade ise “Geçmişte yaşananların muhasebesi yapılmalı ayrıca” sözüdür.  Ve ‘’Kendi insanına silah çekme yerine ifadesidir’’ Bu cümle, korucuların geçmişte yaptıkları görevlerin sorgulanacağı, hatta bazı operasyonlar nedeniyle bir "intikam muhasebesi" yürütüleceği anlamına mı geliyor? Bu çok tehlikeli bir söylemdir ve kamuoyuna açık bir şekilde izah edilmek zorundadır. Bakırhan daha sonra katıldığı bir programda da bu sözlere yönelik gelen tepkilere rağmen bir özür ifadesi kullanmamıştır. Medyada "özür diledi" şeklinde yer alsa da, açıklamasında herhangi bir özür ifadesi bulunmamaktadır. Köy korucuları bu açıklamalara gereken cevabı vermiştir. Ama asıl mesele şu: Eğer ortada samimi, yapıcı ve barışçıl bir süreç varsa, bu süreçte böylesine provokatif, oportünist yaklaşımlara asla yer verilmemelidir.

 

Ne yazık ki bugün yaşananlar bize sürecin hiçbir şekilde şeffaf yürümediğini göstermektedir. Türk milletiyle süreç hakkında açıkça bilgi paylaşılmamakta, sürekli olarak bir belirsizlik ortamı yaratılmaktadır. İnsanlarımız tedirgin çünkü geçmişte yaşanan acılar hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. Yaklaşık 800'e yakın vatan evladı, benzer bir “siyasi süreç” uğruna hayatını kaybetti yaralandı gazi kaldı…

Bugün TSK’dan Atatürkçü subayların ihraç edildiği bir dönemde, akıllara ister istemez şu soru geliyor: O dönemlerde de, ülkesine ve milletine bağlı vatan evlatları, göz göre göre bir planın parçası mı yapıldı? Liyakatli, deneyimli, cesur polisler, askerler, jandarmalar o çatışmalarda hayatlarını kaybetti. Belki bugün devletin en üst kadrolarında görev alacak, genç nesillere bilgi ve tecrübelerini aktaracaklardı. Yani o dönem yaşananlar, sadece can kaybı değil; aynı zamanda bu ülkenin geleceğine yapılmış büyük bir darbe niteliğindedir. Bu gerçek, artık herkes tarafından açıkça konuşulmalı ve tartışılmalıdır.

 

Bir de günümüz siyasi iklimin de sürekli olarak “Devlet Aklı”ndan söz ediliyor. Peki, nedir bu Devlet Aklı? Ben sade bir vatandaş olarak bu kavramı şöyle açıklamak isterim:

Devlet aklı, somut bir kişiye ait bir düşünce ya da akıl yürütme değildir. Devlet aklı bir mekanizmadır. Bu mekanizma; yasama, yürütme, yargı gibi güçlerin, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve tüm bürokratik yapıların sağlıklı, şeffaf ve denetimli bir şekilde işlemesiyle ortaya çıkan ortak bir akıldır. Yani siz devletin tüm yapısını liyakatle ve adaletle işletebilirseniz, devlet aklı kendiliğinden oluşur. O zaman bireylerin yönlendirmesine ya da keyfi kararlarına gerek kalmaz; sistem zaten bu olması gereken doğru aklı üretir.

Ancak günümüz Türkiye’sinde, bırakın devlet aklını, sağduyudan bile bahsetmek mümkün değildir. Çünkü devletin temel değerleri ciddi biçimde sarsılmıştır. Hele hele güçler ayrılığı ilkesinin ortadan kalktığı bir yapıda, devlet aklından söz etmek bile mümkün değildir. Çünkü gerçek bir devlet aklı; farklı kurumlardan, farklı güçlerden gelen denge ve denetimle oluşur.

Devlet aklı aynı zamanda milletin aklıyla örtüşmelidir. Milletin benimsediği, güvendiği, gelecek umudu taşıdığı bir yapıdan söz ediyorsak, o zaman bu millet o aklın bir parçası olmuş demektir. Ama güvenin kalmadığı, insanların geleceğe dair kaygı taşıdığı bir ortamda, bu kavram yalnızca dar bir zümrenin çıkarları doğrultusunda uydurulmuş yapay bir akıl haline gelir. Bugün yaşadığımız da ne yazık ki budur.

Şayet şeffaf ve samimi bir süreç yürütülmek isteniyorsa, bu sürecin milletin gözünün önünde olması gerekir. Toplumun tüm kesimleri bu sürece dâhil edilmelidir. Örneğin benim bir önerim var: TRT’de bu süreç kamuya açık şekilde tartışılsın. En başta da en mağdur kesimler, yani şehit aileleri ve gaziler bu yayınlara çıkarılsın, onlara da söz verilsin.

Hatırlarsınız, DEM Partili Pervin Buldan, “Anneleri bir araya getireceğiz” demişti. Elbette ki hiç kimse anneler ağlasın istemez. Hiçbir evladın canı yansın, hiçbir gelecek kararsın istemeyiz. Ama gelin, bir soralım: PKK tarafından şehit edilen evlatlarımızın anneleriyle, bu sözde barış masasının diğer tarafındaki kişiler bir araya geldiğinde ne olmasını bekliyoruz? Hatta bu sürece Diyarbakır Anneleri de dahil edilsin bir sorulsun onlara mağduriyetleri. Hatta kendileri Cumartesi Anneleri ni de dahil etsin tüm anneler dahil edilsin. Her şey açıklıkla şeffaflıkla ortaya koyulsun mağdur taraf  kim? kimler mağdur edilmiş? Türk milleti tüm gerçekliği ile görsün. Bu buluşmalar TRT'de yayınlansın, tüm Türkiye izlesin. 

Göreceğiz ki Türk milleti, daima mağdurların ve şehitlerinin yanında durur. Devletine başkaldırmış, öğretmeninden askerine kadar nice masum insanı katletmiş bir örgütün yanında olmaz, olamaz.

 

Sayın Bahçeli, bir zamanlar miting meydanlarında “İmralı canisini serbest mi bırakacaksınız?” diye haykırıyordu. Bugün aynı Bahçeli, dün bebek katili dediği kişiye “umut hakkı” istiyor. Buradan sade bir vatandaş olarak sormak istiyorum: Sayın Bahçeli, ne zamandan beri dünün sizin ifadenizle “imralı canisi” bugünün “barış öncüsü” oldu? Dün vatan haini dediğiniz kişiyi bugün nasıl “kurucu önder” olarak tanımlayabiliyorsunuz? Bu soruların cevabını vermek  millete borcunuzdur. Ayrıca evet Abdullah Öcalan bir bebek katilidir! Bunu biz değil bizzat sorgusunda kendisi ifade etmiştir. Bu da devletin kayıtlarında mevcuttur ve sorgusunu bizzat yapan Emekli Albay Sayın Hasan Atilla Uğur açıklamıştır.

Albay Hasan Atilla Uğur:

"İmralı'da bebek katili Öcalan’ı sorgularken, 'telsizden ses kayıtların var, bebeklerine kadar öldürün diyorsun’ dedim. Verdiği cevap;

'İnsanları PKK'nın karşısında duramaz hale getirmek için bunları söylemem gerekti' dedi.”

Burada net olarak açıkça örgütün büyümesi için bebekleri canice katlettirdiğini itiraf ediyor…

 

 

Eğer gerçekten bir süreç yürütülüyorsa ve bu süreç samimiyse, sadece göstermelik şehitlik ziyaretleri yapmak yetmez. Gerçekten şehit aileleri ve gazilerle oturulmalı, onların acısı paylaşılmalı, soruları yanıtlanmalıdır. Eğer onlar ikna olursa, biz sade vatandaşlar için zaten başka söz kalmaz. Bizim boynumuz onların karşısında kıldan incedir. Ama bugün gördüğümüz manzara şu: Gazilerimiz madalyalarını çıkartıp cebine koyuyor, şehit aileleri mezar başlarında isyan ediyor. Bu, samimi bir sürecin göstergesi değildir. Eğer bu süreç samimi olacaksa, işe madalyasını göğsünden çıkarıp cebine koyan o gazilerimizi ikna ederek başlayabilirsiniz…

 

Burada belki herkes aynı fikirde olmayabilir ama bir hususu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum: Kürt kökenli vatandaşlarımızın mağduriyetleri de vardır. Evet bu mağduriyetin asıl sorumlusu eli kanlı PKK terör örgütütür. Pkk Kürtleri mağdur etmiştir. Zorla dağa kaçırılan, tehdit edilen, eline silah verilen nice gençte bu ülkenin evladıdır. Nitekim Diyarbakır Annelerinin yaşadıkları da ortadadır. Eğer Dem partililer Anneleri birleştirmek istiyorsa işe önce Diyarbakır Annelerinin sorununu çözmek ile başlayabilirler! Mağdur olan Kürt kökenli kardeşlerimiz bu milletin vazgeçilmez ve koparılamaz bir parçasıdır ve zorla suça sürüklenmişlerdir. Bunun ayrımını devlet derin bir ciddiyetle yapmalıdır.  Asıl Kürt sorunu PKK’nın Kürtlere yaşatmış olduğu sorundur asıl Kürt sorunu da budur! PKK, emperyal güçlerin desteğiyle Kürt kardeşlerimizi araç olarak kullanmıştır. Elbette geçmişte devlet gücünü elinde tutan bazı unsurlar, hatalar yapmış olabilir. Bu hataların sorumluları kimse, hesap vermelidir. Eğer ortada bugün o sorumlular yoksa devlet olarak mağduriyetlerin giderilmesi için ortam hazırlanmalıdır. Bunu da açıkça ifade etmekten hiç çekinmiyorum. Ancak devletin gücünü kendi gücü sananların yapmış olduğu yanlışlar tümüyle Türkiye Cumhuriyetinin bir yanlışı olarak kabul edilemez!

 

Bazı Kürt kökenli vatandaşlarımız kendilerini eşit hissetmediklerini ifade ediyorlar. Bu konuda yalnız değiller. Çünkü ben de bir Türk kökenli bir vatandaş olarak kendimi eşit hissetmiyorum. Ama bu eşitsizlik “anayasal vatandaşlık” tanımıyla çözülecek bir şey değildir. Anayasadaki Türk vatandaşlığı tanımı değişse bile bu eşitsizlik ortadan kalkmaz. Çünkü sorun kimlikte değil, hak, hukuk ve adalette yaşanan eşitsizliktedir.

Bugün Türkiye’de yaşayan herkes –Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i, Alevisi, Sünnisi v.d. fark etmez– ekonomik adaletsizlikten, hukukun işlemezliğinden, liyakatsizlikten şikayetçidir. Yani aslında hepimizin sorunları ortaktır. Ve bu sorunlar ancak gerçek adaletli adil bir devlet yönetimi anlayışıyla, şeffaflık ve samimiyetle çözülebilir.

 

PKK’nın sözde fesih bildirgesinde Lozan Antlaşması’nı hedef alması ve Sevr özlemini açıkça dillendirmesi artık herkesin malumudur. Benim bu noktada aklımın almadığı şey ise şu: Diyelim ki bu ülke bölündü, güneydoğudaki topraklarımız farklı bir şekilde yönetilmeye başlandı. O topraklara ayak basacak olan emperyal güçler, gerçekten bu bölünmeyi isteyenlere, “alın, siz yönetin hadi bakalım istediğiniz oldu” mu diyecek? Tabii ki Asla böyle olmayacak. Bu ülkede yaşamakta olan insanlar, başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere, zulüm görecek; emperyalistlerin çıkarları uğruna araçsallaştırılacaklar. Çünkü bu yapıların derdi özgürlük, eşitlik ya da kardeşlik değil; sadece çıkar ve kontrol alanlarını genişletmek. Ama ne mutlu ki Türkiye Cumhuriyeti böyle bir senaryoya asla müsaade etmeyecek! Ve buna toplumun tüm kesimiyle birlikte dur diyecek. Kaldı ki zaten bu ülkeyi toplumun tüm kesimleriyle beraber yönetiyoruz Kürt kökenli birçok siyasetçimiz devletin en önemli kademelerinde görev almaktadır. Bundan kimse de bir rahatsızlık duymamaktadır. Bugün güneydoğu bölgelerinde de genel seçimle demokratik seçimler yapılmakta ve halk sandığa giderek iradesini ortaya koymaktadır. Ancak halkın oy iradesiyle seçilen bazı belediyelere atanan kayyım uygulamaları doğal olarak rahatsızlık yaratmaktadır. Bu konuda eleştiri getiren vatandaşlarımızın haklı noktaları vardır ve ben de bu konuda itiraz edenlerin yanında yer alıyorum. Ancak bu uygulamaların tamamen kaldırılması da doğru değildir. Sizin de geçmişte dile getirdiğiniz gibi, bu sürecin anayasaya uygun, belgeli ve hukuki bir temelde yürütülmesi gerekmektedir. Sadece İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı bir idari belgeye dayanarak yapılan kayyum atamaları, kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Bu konuda daha şeffaf, yargı kararlarına dayanan ve açık delillerle gerekçelendirilmiş bir süreç izlenmelidir

.

Bu arada İç İşleri demişken buradan İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya’ya da şunları söylemek istiyorum;

Haziran 2017’de, PKK terör örgütü tarafından şehit edilen Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimiz, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da anıldı. Ancak ne acıdır ki, bu yıl yapılan anma mesajında “PKK terör örgütü” ifadesi yer almadı. Bu durum, inanın akıl alır gibi değildir. Geçen yıl açıkça “hain teröristlerce şehit edilen” ifadelerini kullanmış olan bir bakan, bu yıl neden bu ifadeden kaçınır anlamış değilim. Düşünebiliyor musunuz ülkenin İç İşleri Bakanı PKK Terör Örgütü diyemiyor…

Sayın Bakan’a buradan sormak gerekir:
Aybüke öğretmenimizi kim şehit etti? Hangi örgüt tarafından şehit edildi?

Bu milletin kalbinde her şehitimiz gibi Şehit Aybüke öğretmenin de yeri hep canlıdır. Ve şunu da açıkça söylemek gerekir: Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı, Aybüke öğretmenin şehadetinde PKK’yı anmaktan çekiniyorsa, durum gerçekten vahim bir hal almıştır.

Siz eksik anmış olabilirsiniz Sayın Bakan, ama ben buradan tamamlamak isterim. Hatta, belki unutmuşsunuzdur diye geçen yıl ki sözlerinizi hatırlatarak anmak isterim:

“Hain teröristlerce şehit edilen Aybüke Yalçın öğretmenimize Allah’tan rahmet, ailesine ve milletimize sabırlar diliyorum.”

Millet olarak yaşadıklarımızı unutmamak, unutturmamak ve acılarımıza sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu topraklar, bedeli kanla ödenmiş bir vatanın parçalarıdır. Bu bedeli ödeyenlerin adını anmaktan, onlara saygı duymaktan geri durmak; bizi millet yapan en temel değerleri zedeler…

 

 

Bugün Türkiye’de bir “Kürt meselesi” var mıdır? Bence vardır. Ancak bu mesele, bazı kesimlerin iddia ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin temel yapısında değil, PKK terör örgütünün yıllardır bölgede uyguladığı baskı, şiddet ve propaganda sisteminde yatmaktadır.

 

En büyük Kürt meselesi; PKK tarafından zorla dağa kaçırılan, eline silah verilen ve devlete karşı kışkırtılan Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı trajedidir. Bu örgüt, Kürt halkının temsilcisi değil, aksine en büyük düşmanıdır. Gerçekten bir çözüm isteniyorsa önce bu acı gerçeğin kabul edilmesi gerekir.

 

Devlet, kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Ancak vatandaşına karşı işlenen suçların affı için mağdurların da rızası gerekir. Bu nedenle çözüm, affetmekten değil, adaleti tesis etmekten geçer.

 

Bazı siyasi yetkililerin son dönemlerde “100 yıllık ara sona ermeli” şeklindeki açıklamaları, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e karşı açık bir düşmanlığın dışavurumudur. Oysa Cumhuriyet, hepimizin ortak değeridir. Elbette her dönemde hatalar, ihmaller yaşanmıştır. Ancak bu durum, Cumhuriyet düşmanlığını haklı çıkarmaz. Hatalar bireylerin ve dönemlerin hatasıdır, Cumhuriyet’in değil. Cumhuriyete her seferinde karşı çıkan ama cumhuriyetin tüm nimetlerinden faydalanan insanların, neden cumhuriyete karşı olduklarını bir türlü anlayamıyorum. Elbette cumhuriyetin her döneminde tam anlamıyla demokrasi yaşanmadı, ciddi aksaklıklar oldu. Bu süreçte bazı mağduriyetler yaşanmış olabilir. Ancak bu ülkede, iktidarı elinde bulunduran herkes, ne yazikki kendi dönemini kalıcı hâle getirmek adına çeşitli yanlışlara imza attı. Ne yazık ki bunun bedelini bütün millet, hatta devlet olarak Türkiye ödedi; bugün de ödemeye devam ediyor. Eğer bir mağduriyet varsa, bu mağduriyetin çözülmesi için gerekli adımlar elbette atılmalıdır. Ancak bu, cumhuriyet düşmanlığını asla haklı çıkarmaz.

 

Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Eğer bu cumhuriyeti bir Kürt kökenli lider kurmuş olsaydı, eğer bu toprakları o kurtarmış ve halkı sefalet ile esaretten o çekip çıkarmış olsaydı, ben buna da sevinir, onur duyardım. Neden mi? Çünkü vatanımı kurtarmış, milletimi özgürlüğe kavuşturmuş olurdu. Ama tarih bir Atakürt yazmadı yani tarihte bir Atakürt yok tarihte bir tane Atatürk var ve tarih bir tane Atatürk yazdı ve O da Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. O, dünya siyasetinin gördüğü en büyük liderlerden biridir. Ve onun etrafında her etnik kökenden insanımız vardı. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kürt kardeşlerimizi hiçbir zaman “azınlık” olarak görmemiştir. Aksine, “Kürtler bu milletin asli unsurudur” diyerek kürt kardeşlerimizi bu milletin temeli olarak görmüştür. Ve görmekte de son derece haklıdır.

 

Ne acıdır ki, bugün bazı çevreler “Türkiyeli” ifadesiyle vatandaşlık tanımını sulandırmakta, bu topraklarda bizi millet yapan kavramları zayıflatmaya çalışmaktadır. Oysa anayasamızda yer alan vatandaşlık tanımı dünyanın en sade ve en kapsayıcı tanımlarından biridir:

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

Bu bir etnik tanım değil, bir yurttaşlık tanımı bir uyruk tanımıdır. Almanya'da bir vatandaş Alman’dır, Fransa'da Fransız’dır, Amerika’da Amerikan’dır, İtalya’da İtalyan’dır. Biz neden “Türkiyeli” olalım? Bu kavram, birliğimizi değil, ayrışmamızı teşvik eder.

Bazı Kürt kökenli kardeşlerimiz “eşit hissetmiyoruz” diyor. Bu hissiyat elbette önemlidir. Ben de Türk olarak eşit hissetmiyorum. Çünkü bu ülkede adalet, liyakat ve ekonomi gibi temel konularda kimse kendini eşit ve güvende hissetmiyor. Yani Kürtlerin de Türklerin de sorunu aynıdır: Hakkaniyetli bir düzenin eksikliği.

 

 

Dil konusuna gelince… Albert Camus’nun şu sözü çok çarpıcıdır:

“Benim iki vatanım var; biri Fransa, diğeri Fransızca. Fransa'yı koruyup kollayabilmek için Fransızcanın sınırlarında nöbetteyim”

 

Bizim de Türkçemiz var. Tüm diller öğrenilmeli, konuşulmalı zaten konuşuluyor da ancak devletin resmi dili tek olmalıdır. Bu, toplumsal birlik ve ortak aidiyet için bir gerekliliktir. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kültür ve kimlik taşıyıcısıdır. Tabii ki de herkes ana dilini özgürce konuşabilmelidir. Zaten bu konuda günümüz Türkiye’sin de böyle bir sorun yoktur. Ana dil eğitimi de verilebilir tabii bunun karar vericileri toplumun önde gelen dil bilimcileri ve eğitimcileridir.

 

Eğer tarihsel konularda hâlâ kafalarda soru işaretleri varsa, bu meseleler de açıklığa kavuşturulmalıdır. Ancak bunu kutuplaşma ve suçlama ile değil, TRT ekranlarında tarafsız tarihçilerden oluşan bir komisyonla, belgelerle, açık açık tartışarak yapmak mümkündür. Konuşan, tartışan ve öğrenen bir Türkiye’ye herkesin ihtiyacı var…

Demokrasi tarihimiz hatasız değildir. Ama bu topraklarda özgür bir gelecek hayali kuran herkesin, bu Cumhuriyet çatısı altında bir arada yaşaması mümkündür. Bizi ayıran kimlikler değil, ayrımcılığı körükleyen siyasettir. Ve tekrar söylüyorum: Kürt sorunu varsa, bu PKK’nın Kürt halkına yaptığı zulümdür. Devlet bu konuda tarafını net ortaya koymalı; halkla birlikte çözüm üretmeli, terör örgütlerini değil, halkın kendisini muhatap almalıdır.

 

 

Bazen düşünüyorum…

İçinde bulunduğumuz bu siyasi iklimde, mevcut yönetimin artık hiçbir şekilde yeni bir siyasi kazanım alanı kalmadı. Peki bu yüzden geçmişte olduğu gibi tekrar güvenlik politikaları üzerinden mi bir alan açılmak isteniyor? Bu politikaların uygulanabilmesi için bir “güvensiz ortam” inşa edip tekrar güvenlik politikaları ile kazanılan bir siyasi alan mı inşa edilmeye çalışılıyor…  Geçmişin acı hatıraları, bugün yaşadıklarımızla birleşince, bu sorular zihnimde yer etmeye devam ediyor. Devlet, halkını korkuyla değil, adaletle yönetir. Eğer birileri yeniden bir güvenlik krizinden siyasal fayda devşirmeyi umuyorsa, bu millet bunu daha önce yaşadı ve unutmadı.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

Siz, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ile birlikte, aynı hukuksuzluğun ve adaletsizliğin içinde tutsak edildiniz. İkinizin de farklı siyasi çizgilerden geliyor olmasına rağmen ortak noktada buluştuğunuz şey: Hak için siyaset yapmanız ve halkı öncelemenizdir.

Sayın İmamoğlu’na da bir mektup yazmıştım. O mektubumun kendisine ulaştığını umuyorum. Şimdi size de aynı duygularla yazıyorum. Sizi sadece her ortam da takdir ettiğim bir siyasi Lider olarak değil aynı zaman da haksızlığa uğramış, ülkesini seven bir vatandaş olarak görüyor ve destekliyorum. Ben inanıyorum: Siz de özgürlüğünüze kavuşacaksınız. Sayın Ekrem İmamoğlu da… Ve inanıyorum ki siz özgür kaldığınızda, Sayın İmamoğlu’nun özgürlüğü için de tüm samimiyetinizle mücadele edeceksiniz. Çünkü bu mücadele artık sadece kişilerin değil, adaletin, vicdanın ve halkın özgürlük arayışının bir mücadelesidir.

 

Bizler dışarıda, sizi yalnız bırakmamaya çalıştık. Sosyal medyada, sokakta, evimizde, dualarımızda hep yanınızdaydık. Elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince sesimizi duyurmaya çalıştık. Ama hiçbir zaman devletimize düşmanlık etmedik. Polisimize, askerimize, bayrağımıza saygımızdan asla taviz vermedik. Çünkü bizim kavgamız devlete değil, devleti araçsallaştıran yanlış zihniyetlerledir. Ama bu gözler maalesef bazı güvenlik güçlerimiz tarafından Türk Bayrağının tekmelendiğini de gördü… Bu görüntüler zaten medya ya yansımıştı… Ve bu olanlar hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Oysa Türkiye bir hukuk devletidir diye her gün açıklama yapanların Türk bayrağının korunması konusunda ki kanunlardan haberinin olması gerekiyordu…

Ne acıdır ki, bizi halkla halkı karşı karşıya getirmeye çalışanlar; sırça köşklerinden, lüks makam odalarından bu sahneyi izlemekle yetindiler. Ama tarih unutmaz. Tarih yazılırken kimin hangi safta durduğunu da, hangi zulme sessiz kaldığını da not eder.

 

Ben, sizlerin iletişimini, görüş alışverişini, ileride kurulacak yeni siyasi iklim açısından çok önemsiyorum. Çünkü bu ülkenin artık yeniden nefes almaya, yeniden umutlanmaya, yeniden adaleti hissetmeye ihtiyacı var.

İçtenlikle diliyorum ki bu düzen değişsin. Türkiye yeniden birlik ve beraberlik içinde, temiz, adil, huzurlu bir geleceğe yürüsün. Siyasi hesaplarla değil; vicdanla, halkla ve hakkaniyetle yol alınsın. Çünkü bu ülke hepimizin. Çünkü Yüce Türk Milleti her şeyin en güzelini hak ediyor.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

 

Sizin yokluğunuz ülkemizde fazlasıyla hissediliyor. Nüfus dengemiz tamamen bozulmuş durumda. Sığınmacılar ve kaçakların sayısı her geçen gün artarken, Türk nüfusu giderek azalıyor. Bu durum artık büyük bir sorun hâline gelmiştir. Ancak ne yazık ki bu konuda ne somut bir çalışma yapılmakta ne de bu sorunlar açıkça dile getirilmektedir.

Yürütülen süreçte milletimizle şeffaf bir biçimde paylaşılmıyor. Kapalı kapılar ardında bir şeyler yönetiliyor ve bu durum, Türk milletine hiçbir şekilde açıklanmıyor. Zaman zaman göstermelik şehitlik ziyaretlerin de bazı ifadeler kullanılıyor olsa da bunların hiçbiri yeterli değildir; aksine, toplumun gazını almak istemekten öteye geçmemektedir. Özellikle merhum Alparslan Türkeş’in mezarında Syn. Bahçeli’nin yaptığı, Abdullah Öcalan’a “kurucu önder” imasında bulunan açıklaması hem şehitlerimizde hem gazilerimizde hem de vatanına ve bayrağına bağlı tüm yurttaşlarda büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaratmıştır. Bu açıklama, milliyetçi camiada onur kırıcı bir etki yaratmıştır.

Ben mevcut yönetimin aldığı bu pozisyonları, siyasi istikbal arayışı olarak görüyorum. Hangi kesim de oy potansiyeli varsa ona yönelen, ilkesiz bir siyaset izlenmektedir. Yarın bir gün örnek veriyorum en karşı çıktıkları LGBT oyları siyasete etki edecek noktaya gelse hemen en büyük savunucularının kendileri olacağını görmek hiç de zor değildir. Zaten mevcut yöneticilerinin zamanında LGBT hakkında söylemleri de arşivlerde kayıtlıdır. Hatta ülkede çoğunluklu uzaylı bir oy potansiyeli bulunsaydı onlarında onların da oyuna talip olmak için ellerinden geleni yaparlardı :) Latifeyi bir kenara bırakırsak elbette bir siyasi parti toplumun her kesiminden oy almak isteyebilir; bunda bir sakınca yoktur. Ancak bu, bir duruşa, bir ilkeye siyasi bir omurgaya sahip olunarak yapılmalıdır. Bugün geldiğimiz noktada, ne yazık ki mevcut yönetimde ne bir milli duruş ne de bir omurga kalmıştır… Seçim döneminde söylediklerinin tam tersini yapan bir siyasi kadronun, artık halk nezdinde meşruiyeti fiilen

kalmamıştır. Üstelik bu söylediklerinin tersini yaparken, bir açıklama yapma gereği dahi duymamaktadırlar.

Umarım ülkemiz, daha sağlıklı bir siyasi geleceğin kapılarını aralar…

----------

Sayın Genel Başkanım, çok kıymetli hocam, değerli ailenizle birlikte hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum. Size sağlık, huzur ve özgürlüğe kavuşacağınız günlerin en kısa zamanda gelmesini temenni ediyorum.

Ailenizle yeniden bir araya geldikten sonra dinlenmiş ve yenilenmiş bir şekilde Türk siyasetinde kararlı ve sağlıklı adımlar atmaya devam edeceğinize yürekten inanıyorum. Yaşadığınız onca zorluğa rağmen, hayallerinizin ve hedeflerinizin hâlâ dimdik ayakta olduğunu da hissediyorum.

Bizler, Atatürk’ün gençleri, cumhuriyet sevdalıları olarak; sizin bu ülke için en iyisini yapacağınızdan ve bunun için mücadele edeceğinizden asla şüphe duymuyoruz.

 

En kalbi duygularımla selamlıyor, ellerinizden öpüyorum.

Allah’a emanet olun.

Sağ olun, var olun.

İyi ki varsınız.

Saygılarımla.

 

Bir Türk Genci

#1552
Özge

11 Haziran 2025

Değerli Ümit Hocam,Size bu 3. Mektubum. Bugün mutlu bir haber almak isterdik lakin sabırla beklemeye devam edeceğiz. Hocam güçlü kalın...Sağlığınıza çok dikkat edin. Siz bizim Ümidimizsiniz. Biz Türk gençleri olarak  yanınızdayız. Gün gelecek bu devran dönecek. Siz güçlü,sağlam,başı dik bir bozkurt olarak çıkacaksınız.Her zaman dualarımdasınız. Allaha emanet olun hocam

#1553
Enverbey

12 Haziran 2025

Çıkacak aydınlığa mutlak bizim yolumuz...

#1556
Egemen

17 Haziran 2025

Sayın ümit özdağ Ben Egemen bu mektubu ankaradan yazıyorum ortaokula giden bir öğrenciyimEskiden bu yaşta çocuklqr siyasetin S sini bilmezlerdi malesef artık öyle değil Sizin ideolojinizin , yaptıklarızın ve yapacalarınızın hep arkasındayımGerçekten benim gözümde oy verilebilecek tek kişi bu ülkede sizsiniz merak etmeyin bu gençlik sizin arkanızda umarım gerçekten bu ülkede birşeyleri değiştirebilirsiniz Bu mektubun size gideceğini çok sanmıyorum ama umarım ulaşır
Sevgiler sizi içtenlikle seven bir türk genci

#1543
Talha A.

19 Mayıs 2025

Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ,Ben ülkesine ve milletine faydalı olmak adına mücadele eden 25 yaşında bir mühendisim. Yoğun iş tempomun yanında gündemi olabildiğince takip etmeye çalışıyorum. Haklılığınızın tıpkı 2+2=4 gibi aşikar olduğunu görüyorum. Her geçen gün yaşananlar söylemlerinizi doğruluyor. İnsanlar şuan vurdum duymaz gözüküyor olabilir. Maalesef tehdit dibimize kadar gelmeden kolay kolay uyanamıyoruz. Uyanışın ve tüm Türkiye olarak isyanın daha geç olmayacağını tahmin ediyorum. Orada kendinize iyi bakın. Ümit asla tükenmeyecek

#1547
Süleyman D.

30 Mayıs 2025

Merhabalar Sayın Genel Başkanım Sevgi ve Saygıyla Selamlar Olsun Efendim Sevgilerimle Her Daim Sizinleyiz Yanınızdayız Başkanım Mücadelenize her zaman destek veriyoruz. Sevgili Başkanım bu haksız tutukluluğunuzun bir an evvel bitmesi ve adaletin hakkıyla yerini bulmasını en kalbi duygularımla temenni ediyorum. Görevinizin Zafer Partisi'nin başına geri gelmenizi ve beraberlik içinde yürümemize az kaldı İnşallah efendim Saygılarımla. Konya Cihanbeyli ilçesinden Süleyman Durna 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

#1544
Sinan

22 Mayıs 2025

hocam her gün şehit videoları izleyip ağlıyorum ne zaman geri geleceksiniz 

#998
Serdar D.

14 Şubat 2025

👉Altaylardan Tunaya tekrar kızılelma‘ya dur durak bilmeyen bu sevdaya Canımla kanımla her gün yandığım Bu Garip başımla emrinde yolundayım Ümit atam. Bu kutlu davaya; Türk düşmanı Bir haini dışarı çıkartmak isterlerken seni içeri alarak ancak bu kadar büyük bir hizmet edilebilirdi doğrusu stratejik Konjoktürel zekalarına hayran kaldım. İçeride geçirdiğin her gün sevdamız davamız Çığ gibi büyüyor, seni Tanrı Dağları’nda uyanıp Ötüken yurdunda at süren ruhumla saygıyla sevgiyle selamlıyor yolun yolumdur diyorum eğer bu mektubu okuyorsan bilesin ki bir ümit Özdağ aldılar 1000 Ümit Özdağ doğurdular tekrar dışarı çıkıp siyaset yapacağın günleri hasret ve özlemle bekliyorum ellerinden öperim saygılarımla….

#1536
Tolga

05 Mayıs 2025

Sayın Ümit Özdağ’a,
Ben Tolga, 26 yaşında Isparta’dan bir müzik öğretmeni adayıyım. Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda şekillenmiş Türk milliyetçiliğini kendime rehber edinen bir genç olarak, sizin fikirlerinize ve kararlı duruşunuza büyük bir saygı duyuyorum.
Şu an maruz kaldığınız hukuki sürecin zorluklarının farkındayım. Ancak bilinmesini isterim ki yalnız değilsiniz. Düşünce özgürlüğünü, milli egemenliği ve Türk milletinin bağımsızlığını savunan liderler; biz gençlere cesaret ve umut vermektedir.
Isparta’nın bir evladı olarak, Kurtuluş Savaşı yıllarında şehrimizin onurlu direnişini örgütleyen Hafız İbrahim Demiralay’ın torunları olduğumuzu, onun taşıdığı Kuvâ-yi Milliye ruhunu bugün de yaşattığımızı belirtmek isterim. O nasıl ki işgale karşı dimdik durduysa, bizler de bugün fikrine, vatanına ve milletine sahip çıkan her bireyin arkasında duruyoruz.
Henüz atanamamış bir müzik öğretmeni olarak, eğitim sistemimizdeki liyakat sorunlarını çok yakından yaşıyorum. Kimseye eğilip bükülmeden, alın terimizle bir yere gelmeye çalışıyoruz. Ukalalık olarak algılanmasın lütfen; ben bir zamanlar sanatçı Ali Kınık'ın piyanistliğini yaptım, ancak çizgimiz Atatürk olduğu için paraya tamah etmedim. Bugün hâlâ annemle yaşayan, maddi olarak kısıtlı, ama inancı ve onuru büyük bir Türk genciyim.
"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır." Biz hiçbir zaman umudumuzu kaybetmedik. Son nefesime kadar Atatürk'ün gösterdiği yolda yürüyerek, bu cennet vatana hizmet etmek istiyorum. Hayalim bir gün atanıp çocuklara Andımızı ve İstiklal Marşı’mızı gururla öğretmek ve okutmak.
Günümüzde bilek hakkıyla bir yerlere gelmenin çok zor olduğunun farkındayım. Şu anki öğretmen atama koşulları, bizim gibi yıllarını verip umutla bekleyen genç eğitimciler için büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Eğitim sisteminin ne durumda olduğunu da siz bizden çok daha iyi biliyorsunuz.
Partinize üye olamadım, çünkü atama sürecinde siyasi bağlantıların yanlış yorumlanabileceğini düşündüm. Ancak bu süreçte annemin IBAN’ı üzerinden bütçemiz yettiğince partinize destek olmaya çalıştım. Helali hoş olsun. Çünkü biz, fikirlerimizi ve inancımızı paradan üstün tutuyoruz.
Bu mektubum, bir Türk gencinin kalbinden gelen içten bir sesleniştir. Sizinle birlikte yürüdüğümüz bu yolda, yalnız olmadığınızı bilmenizi isterim. Sizi yakından takip ediyor ve seviyorum.
Tüm baskılara, iftiralara ve yıldırma çabalarına rağmen, Atatürk çizgisinde milli duruşunuzu bozmadan ilerlemeniz bizlere güç veriyor. Verdiğiniz mücadele sadece bir siyaset değil; aynı zamanda fikir ve ahlak mücadelesidir. Bu topraklarda hâlâ umut varsa, bu umut Kuvâ-yi Milliye ruhunu taşıyan yürekler sayesinde var.
Dualarımız ve desteğimiz sizinle. Umuyorum ki en kısa sürede adalet tecelli edecek ve siz yeniden özgürce düşüncelerinizi paylaşabileceksiniz.
Güller diyarı Isparta’dan Saygılarımla,
Tolga / 2025

#1534
Mehmet Ç.

03 Mayıs 2025

"Ümit Özdağ Saraya gÖZDAĞı Verdiği İçin Hapiste."Sevgili Özdağ, bu mektubu 3 Mayıs Türkçüler gününe sakladım. Dularımın sizinle olduğunu bilmenizi isterim. Bir genç olarak bugün Türkiye için hâlâ umudum varsa, bunun tek sebebi Zafer Partisi'nin iktidar olması ihtimaldir. Dilerim bir gün sizin önderliğinizde Türkiye; Türk kalacak, Atatürk'le kalacak. Temennim 2025'in Haziran ayında özgürlüğünüze kavuşmanızdır ve doğum günümün olduğu bu ayda bu güzel haberi almaktır. Lütfen siz sağlığınızı koruyun, bizde umudumuzu ve öfkemizi koruyacağız. Ellerinizden öper ve sabırlı olmanızı dilerim. Sizi çok seven Mehmet Ç.Tanrı Türk'ü korusun

#1537
Beyazıd B.

06 Mayıs 2025

Sevgili Ümit Özdağ Hocam'aHocam nasılsınız iyimisiniz ben çok iyiyim.Sizi Karaman'dan destekliyor,yanınıza gelemesem bile sizi burda savuncaz ve mücadele edeceğiz.Lise 2 öğrencisi ve Anime izleyen biri olarak sizi sürekli destekliyor olacağım ve bir sonraki seçimdede oyum size olacakEn yakın Zaman'da çıkmanızı umut ediyorumEn içten sevgilerimle Beyazıd Böyük