Ümit Özdağ’a
Mezkûr meslek ve mefkûreye olan i‘tikad ve sadâkatinizden dolayı taraf-ı fakīrânemizden sonsuz şükrân ve memnûniyetlerin arzı vâcib görülmüştür. Amma ve lâkin, vâkıa odur ki, her şey râh-ı selâmet üzere değildir. Vaktin seyri, ne yalnız lehimizde, ne de sırf aleyhimizdedir; bilakis her iki cihete meyilli ve müşevveştir.
Mevârid-i rivâyât-ı ahâd arasında ser-i müşevveş ile nâkil olan efkâr-ı nâsdan istihrâc olunan ma‘nâ budur ki, mezbûr eyyâm-ı seb‘a, hakāyık-ı müstetireye mâkes midir, yoksa hevâya serpilmiş avâz-ı bî-esâs mıdır?
Bununla berâber, tarafımızca en mühim mes’ele, kalbî hâlâtın istikrârıdır. Kalb ağrısının bir lahzada inkıtâya uğraması, fevkalâde bir huzursuzluk ve tereddüt doğurmaktadır.
Ayrıca, yan-ı alînizde mevcûd bulunan zevâttan bir şahıs hakkında ihtiyat tavsiye olunur; zîrâ mezkûr zât, mevki-i hâlîsini tebeddül ettirme cihetine gitmekte ve bu vesîle ile ismimizi menfî sûrette telâffuz eylemektedir. Her ne kadar kendisi nazarımızda ehemniyyetsiz addedilmekte ise de, bu hâl nâhoş netîceler hâsıl edebilir.
Netîce-i kelâm, fakīr tarafından arz olunur ki, hakikî şifâ ve çâre, ancak ve ancak divân-ı a‘lâda vârid olabilir. Zîrâ mevcûd âlemde nizam ve intizâm kalmamıştır.
İlâ-yı kelimetullâh ve memleket-i İslâmiyye için gayret-i mütemâdîni takdîr ederiz.